Disiplinin olmadığı yerde en çok sessiz çocuklar zarar görür.
Geçtiğimiz hafta İstanbul'da bir özel kolejde yaşanan olay, eğitim üzerine uzun uzun düşünmemiz gerektiğini bir kez daha hatırlattı.
İlkokul dördüncü sınıfta okuyan otizmli bir çocuk... Annesi, "Ne olur ne olmaz" diyerek çantasına yedek iç çamaşırı ve atlet koyuyor. Bir annenin, çocuğunun ihtiyaçlarını düşünerek aldığı küçücük bir tedbir.
Teneffüste bazı sınıf arkadaşları çocuğun çantasını karıştırıyor. Kıyafetleri bulunca gülüyor, onunla alay ediyorlar.
Bir annenin şefkati, birkaç çocuğun eğlencesine dönüşüyor.
Olay okul müdürüne ulaşıyor. Müdire hanım "Çocuktur, yapar", "Aralarında hallederler" kolaycılığına sığınmıyor. Hemen müdahale ediyor. Bu davranışı gerçekleştiren öğrencileri 29 Ekim törenlerinden ve hazırlıklarından menediyor; etütler konusunda da yaptırım uyguluyor.
Bu kararın pedagojik açıdan tartışılacak yanları olabilir. Ceza çocuğu damgalamamalı, davranışı değiştirmeli. Ancak müdirenin görmezden gelmemesi ve mağdur öğrencinin yanında durması çok kıymetli.
Çünkü asıl soru şu: Biz çocuklarımızı eğitiyor muyuz, yoksa yalnızca memnun etmeye mi çalışıyoruz
Çocuk üzülmesin, kırılmasın, strese girmesin, yaptığının bedeliyle karşılaşmasın... Peki bütün çocukları üzmemeye çalışırken ezilen çocuğu ne yapacağız Onun kırılan kalbini kim onaracak
Bir çocuğun özgürlüğü, diğerinin onurunu incittiği yerde sınıra dayanır.
Tam bu tartışmanın ortasında Danimarka'dan dikkat çekici bir haber geldi.
8 Ekim 2026'da Danimarka Parlamentosuna sunulan yasa teklifi, öğretmenlerin hangi durumlarda fiziksel müdahalede bulunabileceğini daha açık düzenlemeyi amaçlıyor. Başkasına fiziksel ya da psikolojik zarar veren, eşyaları tahrip eden, kendisini veya çevresini tehlikeye atan, dersi ciddi biçimde engelleyen öğrencilere karşı; diğer yollar denendikten sonra gerekli ve ölçülü müdahale öngörülüyor.
Altını çizelim: Bu, öğretmene çocuğu dövme hakkı tanımak değil. Henüz yasalaşmış da değil. Ama öğretmenin hem öğrenciyi hem sınıfı korumak için ne yapabileceğine ilişkin önemli bir tartışma.
Düşünün: Bir öğrenci arkadaşına saldırırken öğretmen seyirci mi kalacak Bir çocuk sürekli aşağılanırken başkalarına sadece sabretmeleri mi söylenecek Bir öğrenci dersi durmadan sabote ederken sınıftaki diğer çocukların öğrenme hakkını kim savunacak
Biz çocuk haklarından söz ederken çoğu zaman gürültü çıkaran çocuğu duyuyoruz. Oysa sessizce sırasında oturanın, korktuğu için konuşamayanın, öğrenmeye çalışan çocuğun da hakları var.
Bir çocuğun sınırsızlığı, diğer çocukların çaresizliği olmamalı.
Elbette fiziksel müdahale çok istisnai olmalı; hukuki sınırları belli, orantılı, denetlenebilir olmalı. Öğretmenin öfkesi asla eğitim yöntemi sayılamaz. Şiddete karşı çıkmak konusunda tereddüdüm yok.
Ama şiddete karşı olmak, otoriteye karşı olmak değildir. Disiplin başka, dayak başka. Merhamet başka, kayıtsızlık başka.
Otorite bağırmak, korkutmak, cezalandırmaktan haz almak değildir. Otorite; adil, öngörülebilir ve güven veren sınırlar koyabilmektir.

17