Siyasal yaşamda öyle konuşmalar vardır ki siyasetçiyi üst düzeylere taşır. Öyle konuşmalar vardır ki o kişiyi siyasal yaşamdan siler götürür.
Geçtiğimiz cuma gecesi Sözcü TV'deki iki buçuk saat süren Kılıçdaroğlu söyleşisi bu nitelikte bir konuşmaydı. Bu konuşmanın üzerinden dört gün geçtiği halde yorumlar sürüyor. Özellikle sosyal medyadaki yankıları çığ gibi büyüyor. Konuşmanın üzerinden yeterli zaman geçtiği için duygulardan uzak, objektif yorumlar yapabiliriz.
Öncelikle Sözcü TV'nin bu hassas konuda bir program yapması, gazeteciler Senem Toluay Ilgaz, Aslı Kurtuluş Mutlu ve Barış Terkoğlu'nun kamuoyunu ilgilendiren konuların açıklığa kavuşması için cesur sorular sorması önemlidir ve basın özgürlüğü yönünden tebrik edilmesi gerekir.
Kılıçdaroğlu'nun bu konuşmasında ortaya çıkan gerçekler ve çelişkiler şöyle özetlenebilir:
1. Kılıçdaroğlu, butlanla ilgili mahkeme sürecinde kendisine gelen üç kişiye "Partiye kayyım atanmayı kabul etmem ama mutlak butlan olursa kabul ederim" cümlesiyle, butlan kararı sürecinden bilgi sahibi olduğunu ve bu konuda pazarlık yaptığını tartışmaya yer bırakmayacak bir biçimde kabul etmiştir.
CHP'nin 13 yıl genel başkanlığını yapan bir kişinin bu konuda pazarlığa girmesi etik değildir ve ne yazık ki çok hazindir.
2. Kılıçdaroğlu, "Özgür Özel'e dört belediye başkanına görev vermemesini söyledim" diyor. Kendi görevli olduğu dönemde şaibeli olduğuna inandığı bu kişileri neden görevlerinden azletmemiş Neden savcılığa müracaat etmemiş Arınma yapmak isteyen bir kişi böylece kendi içinde çelişkiye düşmüyor mu
3. Kılıçdaroğlu, belediye başkanlığıyla ilgili davalarda "masumiyet karinesini" kabul etmediğini açıkça belirtmiştir. Hukukun temel, evrensel kuralı "masumiyet karinesi"ni kenara itiyor, kendisinin bağlı olduğu "ahlaki üstünlük" kavramını ortaya atarak tutukluları şimdiden mahkûm ediyor.
CHP gibi tarihsel köklerinde hukuk devleti olan, çok partili demokratik sistemi ülkeye getirmiş olan bir partinin genel başkanlığını yapmış, şimdi de o partiyi arındıracağını iddia eden bir siyasi kişiye bu tutum yakışmıyor. Kılıçdaroğlu hukuksal normlar açısından kendisini tahrip etmiş.
4. Kılıçdaroğlu itham ettiği belediye başkanlarıyla ilgili iddianameleri ve kendisine "kayyımlık yetkileri" veren "mutlak butlan" kararını okumadığını söyleyerek büyük bir çelişkiye düşmüştür.
Hem iddianameler okunmuyor hem de belediye başkanları suçlu sandalyesine oturtuluyor. Hem mutlak butlan kararını okumuyor hem de bu karara dayanarak CHP'nin seçimle gelmiş kurullarını feshediyor. Milletvekillerini disiplin kuruluna veriyor, grup başkanvekillerini azlediyor. CHP Genel Merkezi'ne seçimle gelmiş il başkanlıklarına polis gücü kullanılarak giriliyor.
5. Kılıçdaroğlu aldığı görevi yumuşatmak için "Kayyım bir kaymakam, bir vali olsaydı daha iyi mi olurdu" sorusunu sorarak kendisinin aldığı görevi ve "mutlak butlan" kararını meşrulaştırmak istiyor.
İlk kez AKP'nin oylarını geçen CHP'nin parçalanması için kurgulanan projenin bir aracı olan mutlak butlan kararının siyasi bir karar olduğunu da kabul ediyor. İlleri feshediyor, milletvekillerini disipline sevk ediyor, parti içi her türlü kararı alıyor. Ancak kurultay kararına gelince "Tedbir kararı var" sloganının arkasına sığınıyor. Tam bir çelişki içinde olduğunu kendi cümleleriyle ortaya koyuyor.
6. Siyasi bir karar olan mutlak butlan kararı temelde CHP'nin 38. kurultayını yok hükmünde saymaktır. Oysa bu kurultayın delegeleri Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığı döneminde mahallelerden başlayarak ilçe kongrelerine, oradan il kongrelerine gelerek seçim kurullarının denetiminde seçildiler. Kılıçdaroğlu kendi yönetiminde seçilen delegelerin tümünün iptal edilmesini kabul ediyor. Büyük bir inat, büyük bir kin ve büyük bir çelişki...

10