Türkiye'mizin durumuna bakarak "Ülkemiz kurumları ve kurallarıyla çürüdü" sözünü ilk ben mi söylemiştim yoksa bir başkası mı ifade etmişti, dürüstçe ifade edeyim ki anımsayamıyorum. Ama bu tespiti paylaşmayan neredeyse kimse kalmadı.
Hepimiz neredeyse ilk sarı öküzü ayılara verdikten sonra köyde verecek öküz kalmayınca aklı başına gelen köylülere döndük.
"Demokraside çare tükenmez" diyen merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e kulak vermenin tam zamanı. areyi yine elimizde birkaç kırıntısından başka bir şey kalmamış olan "demokrasi" içinde arayacağız.
O bağlamda ilk örnek olarak aklıma Türkiye'de "vahşi kapitalizmin en acımasız örneği olarak zihinlerde yer eden" Uzanların yaşadıkları geliyor aklıma. Hikâyedeki "sarı öküz" Uzanların meşru olmayan eylem ve faaliyetlerine tamamen hukuka uygun yollardan giderek engel olma yerine, "kestirme" birtakım yol ve metotlar kullanılarak canını yurtdışına atmaktan başka seçenekleri kalmadığı zaman da uyanamadık.
Oysa onların başına gelen "keyfi uygulamalar" giderek herkesin nelerle karşılaşacağını hepimize gösterecek kadar açıktı.
Uzanlar örneği iktidar gücünün istenince nasıl acımasızca kullanılabileceğinin bir ön kanıtıydı. Ama aile o kadar antipati yaratmıştı ki ister "ana" ister "yavru" densin muhalefet partilerinin hiçbiri, olan bitene itiraz etmemişti.
Hikâyenin kalan bölümüne gelince...
Ben şahsen diyorum ki:
Bu konuyu sadece Uzan ailesinin yaşadıklarıyla açıklamaya kalkmak çok yetersiz olur. ünkü daha çuvallar dolusu örnek var:

11