Hayretiniz büyük olunca içinizden bir "Haydaaa..." demek gelir ya, önceki gün MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Türk halkından -çocuklar, kadınlar ve ihtiyar köylüler dahil- en az 40 bin kişinin ölümünden sorumlu bir kriminalin "yasal bir statü"ye ihtiyacı olduğunu söylediğini okuyunca -sanıyorum herkes gibi- ben de bir "Haydaaa!" çekmişim.
Neyse ki Bahçeli yalnız değildi. Onun neredeyse "hık deyicisi" konumuna gelen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da "Öcalan'ın özel bir siyasal çerçeveye kavuşturulması gerekiyor" dedi.
Geride kalan 20. asırda İngiltere'de IRA, İspanya'da Bask (ETA) isimli terör örgütleri vardı. Bunlar da temsil ettiklerini iddia ettikleri etnik kesimler adına "bağımsız bir devlet kurma" iddiasındaydılar. IRA 2005 yılında, BASK ise 2011'de silahlı mücadeleyi bıraktıklarını açıkladı. IRA silahlarını da "Bağımsız Uluslararası Silahsızlandırma Komisyonu"na teslim etti.
Ne onlardan ne de silahlarını bırakıp örgütü fesheden başka gruplardan bugüne kadar, "silahlarını herkes yönünden güvenilir şekilde bırakma" dışında, "isyan ettikleri devletten" "özel statü" talep edildiğine tanık olduk. ok çok silahını bırakan teröristler için "belli ölçüde" af sağlayan yasalar çıkarıldı. Ki bu anlaşılabilir bir çıkış yoludur.
ünkü Türkiye Cumhuriyeti'nin resmen kurulduğu 1923'ten beri hiç kimseye "özel bir statü" tanınmamıştır. Bunun tek istisnası 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinden sonra kurulan TBMM'nin üst kanadı Cumhuriyet Senatosu'na, 27 Mayıs'ı gerçekleştiren Milli Birlik Komitesi'nin 38 üyesinden 23'üne Cumhuriyet Senato'sunda "tabii üye"lik statüsü verilmesi halidir.
O nedenle Abdullah Öcalan'a -üstelik yasayla- "özel statü" talep edilmesi akla tuhaf şeyler getiriyor. Birkaçını paylaşayım:
Biliyorsunuz "özel statü" cumhuriyet rejimlerine değil, monarşilere ve meşruti rejimlere yakışır. Ama onların da vatanına, insanlığa, devlete veya bilime büyük hizmet vermiş kişiler arasından seçilmesi gerekir.

4