Eğitim kapısındaki tehlike

Okul saldırılarında çocuğu cezalandırmak yeterli midir, yoksa silahı veren ve uyarıları görmezden gelen yetişkinlerin hukuki sorumluluğu da devreye girmeli midir?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, okullardaki şiddet olaylarının sadece failin cezalandırılmasıyla değil, aile, eğitim kurumları ve devletin önleyici mekanizmalarının sorumluluğunun hukukileştirilmesiyle çözüleceğini savunuyor. Bunu, Amerika'daki örneklerde ebeveynlerin çocuklarının eylemlerinden hukuki olarak sorgulanmasıyla destekliyor. Türkiye, çocuğu suça iten sistemik ihmalin de hukuk ve kamu politikasında yeri olması gerektiği noktasına gelmek zorunda değil midir?

Türkiye artık sadece saldırgan çocuğu değil, onu o noktaya getiren ihmali, boşluğu ve sorumluluğu da tartışmak zorunda.

Ülke olarak son dönemde eğitim yuvalarına yönelen şiddet karşısında sarsılıyoruz. Çünkü okul dediğiniz yer, bir çocuğun hayata hazırlanacağı en güvenli alan olmak zorunda. Ama peş peşe gelen olaylar, o güven duygusunun ciddi biçimde yara aldığını gösteriyor.

Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde uzaklaştırıldığı okula av tüfeğiyle gelen, rastgele ateş açıp 16 kişiyi yaralayan 19 yaşındaki saldırganın ardından gelen tablo, başlı başına bir yıkımdı.

Ardından Kahramanmaraş'ta bir okulda yaşanan silahlı saldırı, meselenin artık münferit bir asayiş haberi gibi görülemeyeceğini bir kez daha ortaya koydu. Ortada sadece bireysel bir öfke patlaması yok. Ortada, zamanında görülmeyen işaretler, kurulmamış önleyici mekanizmalar ve ağır bir sorumluluk boşluğu var.

MESELE SADECE FAİL DEĞİL

Tam da bu nedenle tartışmayı yalnızca "çocuk suçlu mu, değil mi" dar alanına sıkıştırmak eksik kalıyor. Çünkü burada asıl soru, çocuğun o silaha nasıl ulaştığı, o iklime nasıl sürüklendiği, o eşiğe kadar nasıl geldiği. Bir başka ifadeyle mesele sadece suçun işlendiği an değil; o ana kadar kimlerin neyi yapmadığı.

Türkiye'de artık anne ve babaların da sorumluluğunun daha açık konuşulması gerekiyor. Bu, meseleyi kolaycı biçimde aileye yıkmak anlamına gelmiyor. Ama aileyi tümüyle denklem dışına çıkarmak da gerçeği inkâr etmek olur. Çocuğun eğitim hayatı belirleyici. Sosyal çevresi belirleyici. Evde gördüğü model belirleyici. Erişebildiği silah, maruz kaldığı ihmal, fark edilmeyen alarm işaretleri belirleyici. Devletin görevi, bunların hepsine birlikte bakabilen bir çerçeve kurmak.

CEZASIZLIK ALGISI VE KAMU VİCDANI

Adalet Bakanı Akın Gürlek'in TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu üyeleriyle yaptığı görüşmede verdiği mesaj bu açıdan dikkat çekici. Gürlek, toplumda çocuklara verilen cezaların yetersiz olduğu yönünde güçlü bir kanaat bulunduğunu, "cezasızlık algısı"nın toplumu rahatsız ettiğini açıkça söylüyor. Daha önemlisi, yalnızca suçtan sonraki cezayı değil, suçtan önce devreye girmesi gereken önleme mekanizmalarını da işaret ediyor. Aile, eğitim hayatı ve sosyal çevre vurgusu bu yüzden önemli.

Doğru tespit burada başlıyor.

Çünkü adalet sistemi, doğası gereği çoğu zaman suç işlendikten sonra devreye girer. Ama çocuk söz konusuysa, yalnızca yargısal refleks yetmez. Mesele, bir çocuğu suç ortamına iten zemini erken fark etmek ve o zemini dağıtmaktır. Aksi halde her büyük olaydan sonra aynı cümleleri kurar, aynı yas havasını yaşar, sonra bir sonraki faciaya kadar susarız.

Bugün toplumun rahatsız olduğu şeylerden biri de tam olarak bu: Cezasızlık duygusu. Yani suçun sonuçlarıyla, yarattığı acıyla ve mağdur ailelerin yaşadığı yıkımla hukuki karşılık arasında oluşan kopukluk. Bakan Gürlek'in mağdur ailelerle kurulan temas sonrası verdiği mesajlar da bu kopukluğun artık daha yüksek sesle hissedildiğini gösteriyor. Burada hassas denge açıktır: Elbette çocukları korumak gerekir. Ama mağdur aileleri yok sayan, toplumsal vicdanı görmezden gelen bir yaklaşım da sürdürülemez.

DÜNYA NE YAPIYOR

Dünyadaki bazı örnekler bu nedenle dikkatle okunmalı. Amerika Birleşik Devletleri'nde Michigan'daki Oxford Lisesi saldırısında, Ethan Crumbley'in anne ve babası Jennifer ve James Crumbley, çocuklarının eylemlerinden dolayı kasıtsız adam öldürme suçundan hüküm giyen ilk ebeveynler oldu.