Tarih, bazen diplomatik tutanakların ve resmi nezaket kurallarının arasına gizlenmiş eşsiz bir ironi barındırır. Bundan tam 38 yıl önce, Batı'nın teknolojik kibrinin zirvesinde olduğu ve Türkiye'nin kendi savunma ihtiyaçları için müttefiklerinin kapısını aşındırdığı o zorlu günlerde, İngiltere'nin "Demir Leydi"si Margaret Thatcher'ın Ankara'daki bir fabrikadan ne kadar etkilenebileceğini o günlerde kimse tahmin edemezdi.
O bahar günü ASELSAN koridorlarında, genç bir gazeteci olarak adım adım takip ettiğim o temasların, sıradan bir fabrika turu olmadığını hissetmiştim. Ancak, ziyaretin hemen ardından 10 Downing Street antetli bir kâğıda bizzat Thatcher'ın el yazısıyla atılan o imzanın; bugün 2 trilyon liralık bir savunma devinin, dışa bağımlılığı yüzde 80'lerden yüzde 20'lere indiren bir iradenin ve NATO müttefiklerine "Türkiye'den öğrenmeliyiz" dedirten bir küresel aktörün ilk ayak sesleri olduğunu söylemek, o gün için epey iddialı olurdu.
Gelin, bugün Mavi Vatan'da oyun değiştiren, ihracatta 10 milyar doları aşan ve Avrupa'nın gelecekteki güvenlik omurgası olarak gösterilen bu devasa dönüşümün şifrelerini çözmek için o sırlı güne dönelim. Çünkü bugünü anlamak için, "Demir Leydi"nin şaşkınlığını gizleyemediği o tarihi mektubun satır aralarını doğru okumak zorundayız...
1980'lerin sonuydu...
Soğuk Savaş'ın o ağır havasının yavaş yavaş dağılmaya, küresel dengelerin ise temelden sarsılmaya başladığı günler. Nisan 1988'de "Demir Leydi" Margaret Thatcher'ın Türkiye'ye gerçekleştirdiği o ilk resmi ziyareti, genç bir gazeteci olarak sahada adım adım takip etmiştim.
Ankara'da o günlerde kelimenin tam anlamıyla bir "çelik şemsiye" kurulmuştu. MİT ve Emniyet'in olağanüstü güvenlik önlemleri altında, Orta Doğu'nun kaynayan atmosferine rağmen, ziyaretin diplomasi koridorlarındaki ağırlığı bambaşkaydı.
O günkü izlenimime göre; Thatcher ve dönemin Başbakanı Turgut Özal arasındaki diyalog, sıradan bir diplomatik nezaketin çok ötesindeydi. Her iki lider de devletin ekonomideki rolünü azaltmaya ve askeri kapasitede teknolojik üstünlüğe inanıyordu. Ancak benim açımdan o ziyaretin ve Türkiye'nin gelecekteki savunma vizyonunun asıl kırılma noktası, 7 Nisan 1988 Perşembe günü yaşandı.
O gün programın merkezinde ASELSAN vardı.
Thatcher, pragmatik ve sanayinin dinamiklerine son derece meraklı bir liderdi. ASELSAN fabrikasındaki turu sırasında, Türkiye'nin yerli elektronik kabiliyetlerini, taktik muhabere sistemlerini ve elektronik harp donanımlarını çok yakından incelediğine şahit olduk. Ziyaretin hemen ardından, 10 Nisan 1988 tarihinde Thatcher, Londra'ya döner dönmez 10 Numara (10 Downing Street) antetli kâğıda dönemin ASELSAN Genel Müdürü merhum Hacım Kamoy'a özel bir teşekkür mektubu kaleme aldı. Thatcher mektubunda, ASELSAN fabrikasını "son derece etkileyici bir girişim" olarak tanımlıyor ve şu tarihi cümleyi kuruyordu:
"Türkiye'nin yüksek teknoloji alanında ne kadar rekabetçi hale geldiğinin bir örneği..."
O gün ASELSAN, yalnızca yerel bir üretici olmadığını, yüksek teknoloji liginde ciddiye alınması gereken bir aktör olduğunu Thatcher'ın kendi el yazısıyla attığı o imzanın üzerinde uluslararası arenada tescillemişti.
"TÜRKİYE YÜZYILI" VİZYONUYLA DEĞİŞEN DENKLEMLER
Aradan geçen yaklaşık kırk yılın ardından, bugün dönüp geriye baktığımda bir gazeteci olarak olağanüstü bir değişime tanıklık ettiğimi görüyorum. Turgut Özal'ın teknoloji transferi niyetiyle ektiği o tohumlar, bugün bambaşka bir kurumsal zekâya ve üretim gücüne dönüşmüş durumda.
Savunma sanayiinde Türkiye'nin yakaladığı bu güçlü ivme, sadece milli bir gurur tablosu değil, aynı zamanda Türkiye'nin üretim gücünü küresel pazarlara taşıyan stratejik bir başarı.
Dışa bağımlılığın yüzde 80'lerden yüzde 20'lere gerilemesi, 10 milyar doları aşan ihracat ve 20 milyar dolarlık devasa sektör hacmi; Türkiye'nin artık sadece üreten değil, aynı zamanda ihraç eden ve küresel savunma trendlerine yön veren bir ülke olduğunu açıkça göstermektedir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde kararlılıkla hayata geçirilen bu dönüşüm; şüphesiz ki "Türkiye Yüzyılı" vizyonunun sahadaki en güçlü tezahürlerinden biri.
Geçtiğimiz günlerde SAHA 2026 fuarında ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol'un paylaştığı veriler de bu vizyonun kurumsal yansımaları. Şirket, muharebe sahasının değişen kurallarına hızla uyum sağlayarak, ilk kamikaze su altı aracı KILIÇ ve yeni nesil kamikaze su üstü aracı TUFAN gibi Mavi Vatan'da dengeleri sarsacak oyun değiştirici hamleler yapıyor. 1988'de Thatcher'ın dikkatle incelediği ASELSAN, bugün hisse fiyatının 442 liraya ulaşmasıyla piyasa değeri 2 trilyon lirayı aşan ilk şirket unvanını alarak tarihi bir rekor kırmış durumda.

27