Caydırıcılığın yeni eşiği

Avrupa ve NATO, artık güvenliği diplomatik temennilerle değil; üretim kapasitesi, askeri hazırlık, caydırıcılık ve siyasi iradeyle tanımlanan yeni bir döneme taşıyor.

Avrupa'nın güvenlik konforu bitti.

Uzun yıllar boyunca savunmayı bütçe kalemlerinde geri plana iten, askeri kapasiteyi küçülten, sanayi üretimini zayıflatan ve güvenliğin önemli bir bölümünü dışarıya havale eden anlayış artık sürdürülebilir değil.

Bugün Avrupa'nın ve NATO'nun önündeki mesele, yalnızca yeni tehditleri konuşmak değil; bu tehditlere karşı gerçek kapasite üretip üretemeyeceğini göstermek.

GÜVENLİK MUHASEBESİ

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin The Economist için kaleme aldığı makale, bu açıdan yalnızca bir savunma değerlendirmesi değil, Avrupa güvenlik düzeninin açık bir muhasebesi niteliğinde.

İki isim, Soğuk Savaş döneminde büyüyen kuşağın "bir daha asla" fikriyle şekillendiğini hatırlatıyor. Ancak savaş korkusunun erimesiyle savunma bütçelerinin küçüldüğünü, silahlı kuvvetlerin zayıfladığını ve savunma sanayi tesislerinin büyük bölümünün kapandığını vurguluyorlar.

Bu tespitin en sert sonucu şu: Avrupa, güvenliği tehlikeye girdiğinde ihtiyaç duyacağı kapasitenin önemli bir bölümünde NATO çatısı altında ABD'ye daha bağımlı hale geldi.

Yani sorun yalnızca askeri değil; stratejik bağımlılık, üretim açığı ve siyasi rehavet sorunu.

Makalede yer alan "Avrupa'nın savunmasının büyük bir bölümünü dış güçlere emanet ettiği dönem kapandı" cümlesi, yeni dönemin ana eksenini oluşturuyor.

Bu cümle, Avrupa'nın alıştığı güvenlik mimarisinin artık eski haliyle çalışmayacağını ilan ediyor.

Çünkü bugünün dünyasında caydırıcılık, iyi niyet beyanlarıyla değil; savaş uçağıyla, hava savunma sistemiyle, denizaltıyla, füze kapasitesiyle, İHA ve anti-İHA teknolojileriyle ölçülüyor.

ÜRETİM HATTINDA CAYDIRICILIK

Von der Leyen ve Rutte'nin altını çizdiği savunma sanayii hamlesi de bu nedenle kritik.

Yeni fabrikalar açılıyor, mevcut tesisler vardiya ve üretim hatları ekliyor. Üretim artışı yalnızca geleneksel savunma şirketleriyle sınırlı kalmıyor; yeni şirketler modern savaşın ihtiyaç duyduğu teknolojileri geliştiriyor.

İnsansız hava araçları, insansız kara araçları ve elektronik harp sistemleri artık tamamlayıcı unsurlar değil, caydırıcılığın merkezindeki araçlar haline geliyor.

Daha çarpıcı olan ise sivil sanayinin de bu dönüşümün içine çekilmesi.

Makalede, sivil otomobil üreticilerinin hava savunma sistemleri ve uzun menzilli İHA'lar dahil savunma sektörüne yönelik bileşen üretmek üzere fabrikalarını yeniden yapılandırdığı belirtiliyor.

Bu, savunmanın artık yalnızca karargâhlarda planlanan bir alan olmadığını; üretim bantlarından teknoloji şirketlerine, finansman kapasitesinden siyasi kararlılığa kadar genişleyen bir ekonomi-politik meseleye dönüştüğünü gösteriyor.

Fakat tablo eksiksiz değil. Tam tersine, açıklar büyük.

NATO müttefikleri ve AB üyesi ülkelerin daha fazla savaş uçağına, hava ikmal tankerine, savaş gemisine, denizaltıya, hava ve füze savunma sistemlerine, İHA'lara ve anti-İHA sistemlerine ihtiyaç duyduğu belirtiliyor.

Ukrayna'ya gönderilen destek ve Orta Doğu'daki çatışmaların, özellikle önleme füzeleri ve anti-İHA kapasiteleri dahil askeri stoklar üzerinde baskı oluşturduğu ifade ediliyor.

En kritik tespit ise şu: Mevcut üretim kapasitesi talebi karşılamıyor.

NATO'DA YENİ GÖREV DAĞILIMI

Ankara'daki NATO Liderler Zirvesi'ne ilişkin uluslararası medyadan aktarılan metinler de bu büyük resmin parçası olarak okunmalı.

Zirveyle birlikte "ABD liderliğindeki" NATO'dan "Avrupai NATO" ittifakına dönüşüm sürecinin hız kazanmasının beklendiğinin altı çiziliyor.

Bu ifade, ittifak içinde görev dağılımının, sorumlulukların ve güç dengesinin yeniden tanımlandığı bir döneme işaret ediyor.

Avrupalı müttefiklerin Avrupa kıtasının savunmasında daha büyük sorumluluk üstlenmesi, yalnızca teknik bir düzenleme değil.

Bu, NATO'nun iç mimarisinde stratejik bir yeniden ayarlanma anlamına geliyor. ABD'nin konvansiyonel güvenlikteki yükünü kademeli olarak Avrupalı müttefiklere devretmesi beklentisi, Avrupa'nın artık güvenliği yalnızca talep eden değil, üreten ve taşıyan taraf olmak zorunda kaldığını gösteriyor.

Ancak bu dönüşümün kırılgan bir tarafı var.

Avrupa savunmada bağımsızlığını güçlendirmeye çalışsa da nükleer savunma dahil birçok alanda ABD'ye bağımlılığını sürdürüyor.