1999 yılında, Ankara'daki bir fuar alanında yabancı bir taarruz helikopterinin gövdesine kazınan isim sadece basit bir tesadüf müydü, yoksa tarihin geleceğe bıraktığı bir işaret mi
Bilinmez...
Kesin olan şey; yıllar önce bir Rus helikopterinin üzerinde yalnızca sempati kazanma hamlesi olarak duran 'Erdoğan' ismi, bugün Türkiye'nin gökyüzündeki bağımsızlığının ve savunma sanayiindeki devasa başarısının ardındaki gerçek iradenin adı oldu.
1999 IDEF FUARI
Takvim yaprakları 1999 yılını, mekân ise IDEF Fuarı'nı gösteriyordu.
Türkiye, ATAK Projesi kapsamında ordusuna en uygun taarruz helikopterini seçmek için ince eleyip sık dokurken, ihaleye katılan uluslararası devler Ankara'nın dikkatini çekmek için kıyasıya bir yarış içindeydi.
ABD'den Sikorsky ve Boeing, Fransa-Almanya ortaklığı Eurocopter, İtalyan Agusta gibi firmaların bulunduğu listeye, Rusya Federasyonu'nun önemli tasarım şirketlerinden Kamov da dahil olmuştu.
Kamov, 1995 yılında Rusya'nın en iyi taarruz helikopteri seçilen, eş eksenli rotora sahip ve bu sayede yüksek tırmanış kabiliyetine erişen Ka-50 helikopterinden yola çıkarak Türkiye için özel bir model tasarlamıştı:
Ka-50-2.
Helikopterin gövdesinde yazan isim, o günler düşünüldüğünde gerçekten şaşırtıcı bir etkiye sahipti:
'Erdoğan.'
Fuar alanında bu ismi görenlerin ne düşündüğünü, isim üstündeki farkındalığı bilmek mümkün değil.
Türkiye, henüz bugünkü savunma sanayii özgüvenine sahip değildi. Taarruz helikopteri ihtiyacı için dünyanın büyük üreticileri ile görüşülüyor, seçenekler inceleniyor, lisanslı üretim ve yerli katkı oranları üzerinden geleceğini planlamaya çalışıyordu.
ÖZGÜR VE GURURLU
Kamov'un, Türkiye için geliştirdiği modele 'Erdoğan' adını vermesi, dönemin hafızasında ilginç bir ayrıntı olarak kaldı. İsmin, günün İstanbul Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'la doğrudan hiçbir ilgisi yoktu. Kamov şirketi Başmühendis Yardımcısı Vinyamin Alekseyeviç'in yıllar sonra yapacağı açıklama da bu yöndeydi; 1996 yılında Rus tarafı, Türkiye için üretilen helikoptere gökyüzünü, özgürlüğü ve kuşları çağrıştıran Türkçe bir isim aramış; sonunda "özgür, gururlu ve vahşi bir kuş" anlamını yükledikleri "Erdoğan" isminde karar kılmışlardı.
Tarih bazen tesadüfleri bile bir işaret gibi önümüze koyar.
Rusların bir helikoptere biçtiği "özgür kuş" hayali, yıllar sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın siyasi iradesiyle Türkiye'nin kendi özgür kuşlarını üretmesi neticesinde gerçeğe dönüştü.
O gün yabancı bir firmanın Türkiye'ye satmak istediği helikopterde duran isim, yıllar sonra Türkiye'nin savunma sanayiinde dışa bağımlılığı azaltma iradesiyle birlikte bambaşka bir anlam kazandı. Çünkü mesele artık yalnızca bir helikopter seçimi değildi; Türkiye'nin kendi gökyüzünde ne kadar özgür olacağıydı.
BAŞKASININ KANATLARINDAN KENDİ GÖKYÜZÜNE
ATAK Projesi tam da bu arayışın ürünüydü. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin taarruz helikopteri ihtiyacını karşılamak için başlayan süreç, ilk aşamada yabancı platformlar, lisanslı üretim, teknoloji transferi ve yerli katkı tartışmaları üzerinden yürüdü. TUSAŞ, ASELSAN, ROKETSAN, MKEK ve diğer yerli kuruluşlar bu tabloda çoğu zaman büyük projelerin destekleyici unsurları olarak konumlandırılıyordu.
Bugünden bakınca bu tabloyu hafife almak kolay görünebilir. Oysa o yılların şartlarında lisanslı üretim, yerli katkı ve teknoloji transferi bile stratejik bir basamaktı. Türkiye, kendi savunma sanayiini adım adım büyütmek için önce öğrenmek, sonra üretmek, daha sonra da kendi tasarım ve entegrasyon kabiliyetini geliştirmek zorundaydı.
Bu açıdan ATAK, yalnızca bir helikopter projesi olmadı. Türkiye'nin savunma sanayiinde zihinsel eşiği aşmasının da kilometre taşlarından biri haline geldi. O yıllarda temel soru şuydu: "Türkiye hangi helikopteri alacak"
Bugün ise soru tamamen değişti:
"Türkiye hangi helikopteri, hangi motoru, hangi aviyonik sistemi, hangi mühimmatı kendi ihtiyaçlarına göre geliştirecek"
Büyük fark da burada.
ATAK'TAN GÖKBEY'E: BÜYÜYEN HAVACILIK EKOSİSTEMİ

25