Bu sütunların asli sahibi okurlarımızdır. An gelir... İstisnai durumlar oluşur. İşte o anların "en hassas, en insani, en İslami" olanlarından biri için sizlerden izin istiyorum...
Belli ki gidişatını sezmiş ve sanırım yakın tarihte kaleme almış. Muhtemelen son ziyaretimde, el çantama bırakmış bizi gözyaşlarına boğan "o veda notunu!" "Yolun sonu görünüyor!" başlığını atmış ve başlamış maddeleri sıralamaya...
1- Bildiğim kimseye borcum yok.
2- Cenaze masraflarım için bir kenara para ayırdım.
3- Beni, Adapazarı'nda annenizin yanına defnedin.
Derken...
Kardeşlere, aileye ilişkin tavsiyeler...
Ve son cümle:
"Yalan dünya kime kalmış Kalanlara selam olsun. (Islak imza) Cemil MÜDERRİSOĞLU...
***
Kişi, kaç yaşında olursa olsun, arkasında "dağ gibi duran" babanın koruyucu manevi gölgesinde yaşıyor. Babanın ölümü ile birlikte çocukları, kendi güneşiyle kavrulmaya başlıyor, kendi hikâyesinin başrolüne çıkıyor...
Cemil MÜDERRİSOĞLU'nun hayat yolculuğu, yokluk içinde Giresun-Tirebolu Harşit Nahiyesinde 1941 yılında başladı. Üç gün koyun baktı, iki gün okula gidebildi. Küçük yaşta öksüz kaldı. Zeki ve yetenekliydi. Askeri okul sınavına girebilmek için 13-14 yaşlarında iken Harşit'den (bugünkü Doğankent) Tirebolu'ya kadar 33 km yolu yürüyerek gitti. 3 bin kişinin katıldığı sınavı kazanarak Tankçı Astsubay olarak Ordumuza katıldı. O bir kahramandı. "Kahraman" diyorum. 1. ve 2. Kıbrıs Barış Harekâtlarına fiilen iştirak etti. Beşparmak Dağlarında Rum koruganında ele geçirdiği Yunan Bayrağı, savaşa katılan komutanların imzası ve savaş anlatılarıyla bezenen eşsiz eser olarak bize miras kaldı.
Eşi, genç denilebilecek yaşta, henüz 43'ünde vefat etti. Üç çocuğunu okutabilmek ve aileyi bir arada tutabilmek için 33 yıl 11 ay hizmet verdiği TSK'dan hüzünle ayrıldı. Kızı İstanbul'da, oğulları Ankara'da idi. Yerleşmek için orta nokta olarak Düzce'yi seçti. 12 Kasım 1999 Depreminde evi hasar gördü. "Komşularımı bırakamam" diyerek, kar kış demeden aylarca çadırda kaldı. Rahatsızlıklarının tüm emareleri o yıllarda gelişti. Düzce'de, Kıbrıs Gazileri Derneği'nin kurucu başkanı oldu. Köy köy dolaştı, gazileri buldu. Pek çoğunun gazi aylığını bağlattı. Sorunlarının çözümüne katkı sağladı.
Hac farizasını ifa etti, Umresini yaptı. Gücünün yettiği son dakikaya kadar abdestini/ namazını bırakmadı. Haram yemedi, yedirmedi. "Din, diyanet, vatan, bayrak, millet, Devlet!" dedi.
İlginçtir... "Acı hatıralarım var" diyerek hep uzak durduğu Kıbrıs'ı, nihayet 51 yıl sonra (Eylül 2025'te) ziyaret etti. Şehit arkadaşlarına gözyaşları içinde dua okudu, adeta Yavru Vatan'la vedalaştı...
Hayat mücadelesinde çok yıprandı, çok ameliyat geçirdi. Yıllar, kalbini yordu. By passlar, stentler derken... Kalp yetmezliği baş gösterdi. Büyük oğlum tıp mezunu Cankutay hastanede refakatçisi ve moral kaynağı idi. Küçük oğullarım Bora ve Batu hastaneye, "Geçmiş olsun Dedecim. Bir an önce iyileşip gelmeni bekliyoruz" yazısı astı. Kaderin garip cilvesi o güzel yazıda hep "Kalp!" çizimleri vardı. Ağabeyim

9