Ne zaman "sahaya çıkma veya halka inme" söylemi duysak aklımıza öncelikle CHP'nin gelmesi artık şaşırtıcı değil. İsminde "Halk", 6 okunda "Halkçılık" olan bir partinin, klasik seçmen tabanı dışında hakiki manada ve sürekli biçimde halkla hemhal olamaması zaten başlı başına çelişki.
Yanlış anlaşılmasın! CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in son bir yılda katılım temposu inişli çıkışlı seyreden 106 mitingini görmezden geliyor değilim.
Burada ana mesele, Özgür Bey'in yerel seçim performansını yorumlama biçimi ve giderek Ekrem İmamoğlu ipoteğine girmesiyle ilgili. Özel, yerel seçim rüzgarını erken genel seçime çevirmediği için çok eleştirildi. Ona göre, seçmen CHP'ye emanet oylar vermişti. CHP, yerel yönetimlerde başarı gösterirse, ülkeyi de yönetebileceğini ispatlamış olacaktı. Başlangıçta tutarlı görünen hatta Sn. Cumhurbaşkanımızın siyasi yolculuğunu taklit ettiği izlenimi veren bu model, CHP'de iflas etti. Neden Çünkü "CHP'de dava arkadaşlığı kültürü yoktu!" Daha da mühimi Özgür Bey kimlere kefil olduğunu bilemeden, fazlasıyla risk aldı. Ve CHP erkenden lastik patlattı. Cumhurbaşkanı adayı sıfatıyla yargı erkine karşı koruma altına alınacağı varsayılan İmamoğlu'nun şahsi kariyer planlaması ile kurduğu iddia edilen karmaşık mali ilişkiler ağının deşifresi tüm hesapları bozdu. Başlangıçta, "siyasal operasyon" denilerek kitlelerin manipüle edildiği adli dosyanın içeriği, açık itiraflarla pekiştikçe CHP, dar bir kulvara sıkıştı. Sonra, Silivri'de haftalık zorunlu görüşme trafiği başladı ve Özgür Bey, -aksini savunsa da- İmamoğlu direktifleriyle siyasi patinaja girdi.
Derken farklı CHP'li belediyelerde yüz kızartıcı suçlara eklenen yolsuzluk suçlamaları Özgür Özel'i siyaseten paralize etti. Büyük kampanya diye sunulan "Hükümete kırmızı kart" garabeti ile altı boş ara seçim hamlesi de Özgür Bey'i siyasi kapandan çıkarmaya yetmedi.
Bu arada, kapsamına girdiği soruşturma süreçlerini görerek radikal çıkış yapan Ankara Büyükşehir

3