Dün ajanslara yansıyan haber şöyle başlıyordu:
"AB Enerji Komiseri Dan Jorgensen (ABD-İsrail'in başlattığı) İran savaşı ve Hürmüz Boğazı'ndaki aksamaların Avrupa ekonomileri üzerinde yıkıcı ve kalıcı etkileri olacağına dikkati çekti!"
Evet, 28 Şubat-31 Mart arasında Avrupa'nın enerji ithalatı faturasına 14 milyar Euro ek yük bindi. Petrol fiyatları yüzde 60, doğal gaz fiyatları yüzde 70 arttı!
Meseleyi, en önemli dış ticaret ortağımız konumundaki AB üzerinden anlatmamızın nedeni, Türkiye'nin de küresel enerji şokundan bağışık olmadığını vurgulamak içindi.
Düşünsenize AB ülkeleri, "hava yollarının sefer sayılarını azaltmasından, otobanlarda hız sınırının düşürülmesinden, toplu taşımanın teşvik edilmesinden" bahsetmeye başladı.
Neden
Çünkü jet yakıtı fiyatlarında da bir ay içinde yüzde 100 artış yaşandı. Jet A1 yakıtı savaş öncesindeki ton başına 800 dolar seviyesinden 1.500 dolar sınırına ulaştı.
Risk sinyalleri bunlarla da sınırlı kalmadı.
Doğrudan ham petrol ve doğal gaza bağımlı olan 617 kalem ürün veya ara malın uluslararası dolaşımı da sekteye uğradı.
Uluslararası Enerji Ajansı bu ay fosil yakıtlarda yaşanacak arz kaybının marta göre iki kat daha fazla olacağı uyarısında bulundu. Tekstil, plastik, deterjan, gıda ambalajı sektörlerinde zorunlu fiyat ayarlamaları olacağını bildirdi.
AB tarafı da yarın ateşkes açıklaması yapılsa bile öngörülebilir gelecek enerji piyasalarının normale dönmeyeceği tespitini paylaştı.
Madalyonun bu yüzü kadar, diğer yüzü de mühim.
Örneğin; Filipinler, Küba ve Bangladeş'teki "olağanüstü durum ilânını" ve "Denize düşen yılana sarılır" misali çare arayışlarını sıralasak, bu yazının kapsamını bir hayli aşar!
***
Bu kadar hassas bir ortamda Ankara'nın; akıllara durgunluk veren dışsal maliyet artışlarını vatandaşa en az oranda yansıtma mücadelesini, ekonomik programı koruma ve dezenflasyonu sürdürme iradesini takdir etmek lâzım.
Zira, "Dünyayı artık dünün kavramları, değerleri ve beklentileri ile yorumlamak neredeyse imkânsız hale geldi."

2