Bir bayramı daha buruk yaşıyoruz... Şükür ki Türkiye, ateş çemberi içinde "huzur ve güven adası!" Ama komşudaki ateş elbette bizi de tehdit ediyor, ciddi maliyet üretiyor. Bu nedenle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye, karınca misali ateşe su taşıyor...
Bir devlet düşünün ki... Devlet diyoruz ama sözün gelişi... Aslında "Siyonist bir suç şebekesinden" bahsediyoruz.
ABD'yi de peşinden sürükleyerek İran'a savaş açmakla kalmadı, Lübnan'ın güneyinde işgal harekâtı başlattı. Yetmedi, daha dün "Dürzileri koruma bahanesiyle" Suriye'yi de bombaladı. Gazze'de soykırıma devam ediyor, Batı Şeria'yı ilhak ediyor... Yemen'i, Irak'ta hedef bellediği grupları vuruyor. Aynı anda 7 sıcak çatışmayı tetiklemek suretiyle sadece bölgemizi değil, küresel sistemin istikrarını da tehlikeye atıyor!
Ve artık çok net görülüyor ki... Beyaz Saray'da Başkan Trump'a en yakın danışmanlar, doğrudan İsrail'e çalışıyor. Trump, İran'a savaş açarsa hızlı sonuç alacağına, bu ülkenin nükleer risk olmaktan çıkarılacağına malum çevre tarafından ikna ediliyor. Böylece kasımdaki ara seçimler öncesi moral ve güç depolayacağını zanneden Trump, çıkış stratejisi belirsiz savaşın ortasında bocalıyor.
Yıllardır stratejik üsler bulundurduğu, asker yığdığı, petro-dolarını çektiği, silah sattığı Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn, Kuveyt ise şok üstüne şok yaşıyor. Amerikan güvenlik şemsiyesi delik deşik oluyor. Körfezin, yatırımcılar için "güvenli liman" imajı temelden sarsılıyor.
İran, sözde Amerikan hedeflerine balistik füzeler, kamikaze dronelarla misilleme yaptığını öne sürse de yakın coğrafyamızda kolay tedavi edilemeyecek yaralar açıyor, hatta mezhep temelli yeni gerilimlerin tohumlarını ekiyor!
Ve bütün bu karanlık hesapların arkasından yine Siyonistlerin parmak izleri çıkıyor. Somut ipucunu 25-26 Şubat'ta İsrail'i ziyaret eden

3