"İki damla gözyaşı..."
Aslında her şeyi özetliyordu.
Gümüşhane-Trabzon-AnkaraŞam... 3'ü kız, 5 kardeş "babası ile buluşmak" için büyük bir hayat yolculuğuna çıkmışlardı. 4 ila 14 yaşları arasındalar. Abla biraz Arapça biliyor, küçükler sadece Türkçe konuşabiliyor...
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Türk milletine ve Türkiye Cumhuriyeti'ne emanet Suriyeli çocukların "eve dönüşlerine" tanıklık etmemizi önerdiğinde fazla düşünmeden "evet" dedim.
***
Savaşın başladığı yıllardan sonra ilk kez geldiğim Şam, 8 Aralık Halk Devrimi'nden bugüne, hızla toparlanmaya başlamış. Geçen seneye kadar günde 1 saat elektrik verilebilen Şam, şimdilerde 12 saat elektriğe kavuşmuş. Ama... Hemen her binanın çatısına güneş panelleri kurulmuş. Şehir her manada aydınlanma dönemine girmiş. Havalimanı ile şehir merkezi arasındaki protokol yolu Katar finansmanı ile tamamlanmış.
Emevi Camii ise eski ihtişamına kavuşmuş. Cuma Namazı'nda tıklım tıklım dolan Cami'de, AYYILDIZ rozetimizi görenler, bize muhteşem ev sahipliği yaptılar.
***
Sebebi ziyaretimize dönecek olursak...Dün, Türkiye'den gelen 7 çocuk önce Suriye devletine, ardından ailelerine teslim edildi.
Bakan Göktaş, savaşların en büyük mağdurlarının kadınlar ve çocuklar olduğunu vurguladı ve "Bir çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu şey sevgi dolu aile ortamıdır. Bağları bulunan Suriyeli çocukların ailelerine kavuşmalarını hedefliyoruz" dedi.
Suriye Aile Bakanı Hint ise kapsayıcı bir mesaj verdi:
"Artık onların iki annesi, iki ailesi, iki ülkesi var."
Ama yine de bir büyük kavuşmanın, çok daha büyük ayrılığa, hüzne dönüşmesi karşısında insan tuhaf hislerle doluyor. Öyle ki... Uçakta bizimle yolculuk yapan kardeşlerin ablası, Aile Bakanımız Mahinur hanıma sarılırken, "Yine geleceksin değil mi"

5