Gündemin sıcak başlıkları arasında, "milli bekayı, milli medyanın geleceğini ve hakikat mücadelesini ilgilendiren" kritik bir konuyu işlemeye devam edeceğiz.
Suriye'de olup bitenleri izliyorsunuz değil mi
İran'daki toplumsal olaylara dış müdahale yöntemlerinin de farkındasınız elbette.
Veya Gazze'deki gelişmelerin hem insanlık hem de bölgesel dengeler bakımından ne ifade ettiğini de muhakkak yorumluyorsunuz.
Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren gelişmelerin karartmaya tabi tutulduğunu, küresel odaklarca kurgulanmış haberlere maruz bırakıldığınızı bir an için düşündüğünüzde... Olayları, Ankara'nın öncelik ve menfaatleri yerine emperyalist güçlerin bakış açısıyla ele almak zorunda bırakılmanın Türkiyemizin kaderine maliyetini öngörebilir misiniz
Bakınız, bugün yerli ve milli medya, fikir çeşitliliği içinde, benimsediği habercilik tarzına göre yayıncılığı sürdürmenin son raddesinde. Medya organizasyonunu kuran, ekipleri bir araya getiren, içerik üreten, bu amaçla masraf yapan gruplar, ana kaynakları olan "reklâm gelirinden" göz göre göre mahrum bırakılıyorlar. Adına "sosyal medya şirketleri" denilen uluslar üstü yapılar, geliştirdikleri algoritmalarla hiçbir bedel ödemeden sadece Türkiye'de yıllık 160 milyar liralık reklam pastasına çöküp, telif ödemeye yanaşmıyorlar. Masaya oturmaya çağırdığınızda, ellerindeki asimetrik gücü size karşı kullanıp, kitleleri manipüle edebiliyorlar. Yani bir tür "algoritmik misilleme" ile devletleri köşeye sıkıştırıyor, maalesef yerli medyanın nefes borusunu kesebilecek kadar ileri gidebiliyorlar.
Peki ne yapılabilir
Bu platformların taktikleri, argümanları, muhtelif ülkelerde sergilediği metotlar az çok biliniyor. Bunlara karşı uzun soluklu ama makûl, mantıklı, meşru zemine oturan hamleler mümkün.
Örneğin, siz "telif" dediğinizde, sosyal medya şirketi "algoritma silahını çekip" sizi görünmez kılmaya kalkışırsa, "Algoritmik baskılama araçları, rekabet hukukunun ihlâli ve hâkim durumun kötüye kullanılmasıdır" tezi üzerinden ilerlenebilir. Böylece malûm platform, "Bu, bizim ticari tercihimiz" bahanesinin arkasına kolaylıkla saklanamaz. Üstelik her algoritmik blokaj yeni bir ihlal dosyası doğurur.
***
Farklı ülke tecrübeleri de gösteriyor ki...Sosyal medya şirketleri, telif ödeme yükümlülüğünden kaçınmak için "Biz sadece link veriyoruz" savunması yapıyorlar. Bu iddianın da çürütülmesi mümkün.
İçeriği sıralayan, öne çıkaran, bu yolla reklam geliri üreten aktör artık pasif aracı değildir. İşin özü çok basittir. "Sosyal medya ağı, içerik olmadığında gelir kaybına uğruyor mu" Cevap "Evet!"
O halde, "Telif yükümlülüğü var" demektir. Neden Çünkü, içerik ona ait değildir"!
Bu platformların, dijital telif yasası için mücadele veren medya gruplarını by pass etmek için başvurdukları "sinsi taktikler" de yok değil. Örneğin,

3