Yeni bir dünya kurulurken

Önce Soğuk Savaş dönemi kavramlarıyla, kurumlarıyla, aktörleriyle kapandı. Ardından Soğuk Savaş'ın galibi ABD'nin kurduğu dönem başladı. 'Tek kutuplu dünya', 'tarihin sonu', 'küreselleşme' ve 'millî devletlerin sonu' gibi tezlerle, ekonomide neoliberalizm, düşünce dünyasında postmodernizm, siyasette ise liberal küreselcilikle tahkim edilen bu hegemonya da bugün çözülüyor. Artık bu dönemin de kavramları, kurumları, ideolojileri geride kalmaya başlıyor.

Dünyada küresel hegemonya döneminin kapandığı, bölgeselleşme dönemine girildiği, ABD'nin de bu çerçevede Monroe Doktrini'ni ve NATO'yu tartışmaya açtığı, İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden çıktığı, Avrupa'nın siyasal ve ekonomik ağırlığının önemsizleşmeye başladığı bir dönem bu.

Dahası, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Ortadoğu'da kurulan düzen de çözülüyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası, İsrail'in kuruluşuyla yeni bir aşamaya geçen, sonraki yıllarda çeşitli müdahaleler ve ittifak mekanizmalarıyla ABD hegemonyası altında şekillenen bölgesel düzen artık ciddi biçimde çatırdıyor. Son İran Savaşı da bu çözülmenin en önemli göstergelerinden biri oldu.

İdeolojik olarak hegemonyasını yeniden üretmekte zorlanan, ekonomik ve siyasal olarak eski belirleyiciliğini sürdüremeyen, askeri olarak güvenlik şemsiyesi oluşturamayan ABD hegemonyası, İsrail'in varlığına rağmen, Ortadoğu'daki gücünü koruyamıyor. Dahası bölgeyi kendi müdahalesine muhtaç, hegemonyasına razı hale getirmek için İsrail'le birlikte kullandığı PKK, FETÖ ve DAEŞ gibi terör örgütleri de artık eskisi gibi kullanışlı aparatlar olmaktan çıkıyor.

Bu terör örgütlerinin kullanışlı aparatlar olmaktan çıkmaya başlaması, elbette, en başta Türkiye'nin aynı anda birkaç cephede birden mücadele verip yürüttüğü güvenlik politikalarına ve bölgede artan ekonomik, siyasi ve askeri varlığına dayanıyor. ABD hegemonyasının aparatlarını etkisizleştiren bu strateji, devamında Suriye'de ve Mekke Anlaşması'nda, Libya müdahalesinde ve Karabağ ile Türk Dünyası'nda, Afrika'nın birçok bölgesinde de Türkiye'nin belirleyici olduğu süreçlerle de birlikte ele alındığında Türkiye'ye rağmen bu topraklarda artık kolay kolay bir şey yapılamayacağını da göstermiş oluyor.

Bu, ABD hegemonyasının gerilemesiyle, Rusya'nın bölgesel ağırlığının azalmasıyla ve İran'ın içinde bulunduğu süreçlerle birlikte okunduğunda ortaya çıkan veya elde edilen güç boşluğunu Türkiye'nin doldurduğunu bize gösteriyor.

Suriye Devrimi ve Irak'la kurulan koordinasyonun, Türkiye'nin askeri ve istihbari kapasitesiyle, savunma sanayisi ve bölgedeki etki ağlarıyla birleştiği düşünüldüğünde Terörsüz Türkiye Süreci'nin neden ortaya çıktığı da bu noktaya nasıl geldiği de daha iyi anlaşılıyor.