Türkiye'nin Afrika'ya Dönüşü

Dünyada son yılların en dikkat çekici jeopolitik ve tarih-politik güç değişimlerinden biri, Türkiye'nin Afrika'da, aradan geçen bir asrın ardından, yeniden ve güçlü bir biçimde sahneye çıkması oldu. Bu, bir yandan diplomatik temsilcilik sayısının artması ve ticaret hacminin birkaç misli büyümesiyle olurken; diğer yandan da güvenlik, enerji ve politik işbirliklerini birlikte yürüten çok katmanlı bir stratejik hamleyle Türkiye, Afrika'nın birçok ülkesinin kaderini belirleyecek güce ulaştı.

Libya bu ülkelerin başında geliyor. Türkiye'nin 2019 sonrasında Libya'da attığı adımlar yalnızca iç savaşın gidişatını değiştirmedi, aynı zamanda da Doğu Akdeniz jeopolitiğinde yeni bir denge oluşturdu. Deniz yetki alanları anlaşması sayesinde Türkiye, yedi düvelin Doğu Akdeniz'de kendisini dışlamayı hedefleyen enerji ve güvenlik ittifaklarını fiilen geçersiz hale getirdi ve bölgesel denklemin merkez aktörlerinden biri oldu. Bu hamle hem büyük bir askeri başarı hem de enerji jeopolitiğini yeniden şekillendiren, stratejik bir oyun değiştirici hamle olarak tarihe geçti.

Afrika Boynuzu'nda ise Türkiye farklı bir stratejik aşamaya geçti: güvenlik sağlayıcı, siyasal belirleyici ve istikrar kurucu aktörlük. Somali ile imzalanan deniz güvenliği ve savunma işbirliği anlaşmaları, yalnızca Somali karasularının güvenliğini güçlendirmiyor, aynı zamanda da enerji kaynaklarının korunması ve işletilmesi açısından da Türkiye kendisine yeni fırsatlar yaratıyor. İsrail'in Somaliland denen bir bölgeyi devlet olarak tanıyarak Somali'yi bölme projesi ve Kızıldeniz - Hint Okyanusu jeopolitiğinde güç kazanmaya çalışması karşısında Türkiye, hem İsrail planlarına set çeken hem de bölge enerji jeopolitiğinde ciddi imkanlar sağlayan bir Kızıldeniz - Hint Okyanusu stratejisi yürütüyor.

Sudan'daki kriz sürecinde Türkiye'nin izlediği politika yine dikkat çekici... Ankara bir yandan insani yardımlar ve diplomatik girişimlerle İsrail ve BAE'nin soykırımına engel olunmasına çalışırken, diğer yandan bölgedeki istikrarsızlığın yayılmasını engellemeye yönelik uluslararası çabalarda aktif rol oynuyor.

Etiyopya-Tigray krizi ve Somali-Etiyopya geriliminde yürütülen diplomatik temaslar ise Türkiye'nin "arabulucu güç" kimliğini pekiştiriyor. Ankara'nın taraflarla aynı anda konuşabilen nadir aktörlerden biri olması, Türkiye'yi bölgede istikrarlaştırıcı bir merkez haline getirmektedir. Bu rol, Afrika Boynuzu'nda yeni güç dengelerinin oluştuğu bir dönemde Türkiye'ye önemli bir stratejik avantaj sağlıyor.