Türk turizminin hem turist sayısı hem de turizm geliri itibariyle son yıllarda büyük mesafe katettiğini biliyoruz. Bu noktada hem tesisleşme hem Türkiye'nin tanıtımı bağlamında başta Kültür ve Turizm Bakanlığı olmak üzere devletin önemli işler yaptığını biliyoruz.
Elbette söz konusu herhangi bir ülke değil, Türkiye olunca, asırlar boyu bilhassa da Türkler döneminde dünya kültür ve medeniyet merkezi olmuş bir ülke olunca; hem tarih ve kültür hem doğa hem deniz turizmi dahası gastronomi, sağlık ve inanç turizmi bakımından büyük bir potansiyelden bahsettiğimizi bilmek gerekiyor.
İşte bu potansiyelimizi daha fazla gerçekleştirmek, turizmden aldığımız payı daha da yükseltmek için ve en önemlisi Türkiye'nin büyük bir ülke ve devlet olarak tanıtımı, ulus-markalaması bağlamında bazı konuları gündeme getirmek gerekiyor. Bu, konunun ekonomik boyutu kadar önemli.
Bunlardan ilkinin Türkiye markası ve imajına dair bir gündem olması gerekiyor. Türkiye'nin tanıtımında son döneme kadar Türkiye'nin "aslında ne kadar Batılı bir ülke" olduğuna dair kompleksli ve bir o kadar da etkisiz bir tanıtım dili hakimdi. Güneş, deniz, kum ve antik Yunan tortuları üzerine odaklanan bu tanıtım stratejisi kompleksliydi ve etkisizdi çünkü Türkiye'nin esas olarak dünya kültür ve medeniyet sahasındaki ve turizm rekabetindeki cazibesinin Türk-İslam medeniyeti kimliğinden kaynaklandığı görmezden geliniyordu.
Neticede Batılı veya Doğulu, tüm turistler için özgün ve farklı olan kıymetliyken kötü bir Yunanistan kopyası gibi kendini tanıtan bir ülke kimse için cazip olmayacaktı. Çünkü tüm dünya için Türkiye'nin öncelikli değeri Osmanlı ve Selçuklu medeniyet mirasıdır. Bunu içimizdeki müstemleke Batıcıları, örgütlü cehalet ne kadar inkar etmeye çalışsa da durum böyle.
Nitekim Türkiye markası ve kimliğinin kendi özgün değeriyle, tarihiyle son yıllarda örtüşmeye başlaması, deniz tatili merkezi olmanın ötesine geçerek turizmdeki büyük gelir ve turist artışını da beraberinde getirdi. Türkiye'nin dünyada artan ağırlığı ve popülerliği de önemli oranda Türkiye'nin en büyük kapasitesi olan tarih-politik güç ve marka unsurlarıyla birleştiği için oldu.
İşte tam bu noktada tur şirketleri ve bilhassa da turist rehberleri meselesi ciddi bir mesele olarak karşımızda duruyor. Mesela Anadolu'da herhangi bir şehri gezdirirken turistlere bilmem kaç bin senelik bir sürü uydurma teferruat ve saçmasapan eski Yunan efsanelerini anlatıp Türk ve İslam tarihini kasten geri plana atan bir turist rehberi profili var.
Üstelik o şehirlerin çoğunda Türk ve İslam eserleri kültür ve medeniyet anlamında çok daha dikkat çekiciyken kasten dikkati sıradan Eski Yunan kalıntılarına ve efsanelerine çeken, Türkiye'nin Türk ve İslam kimliğinden rahatsız olan bir kafa bu. Elbette hepsi böyle değil ama birçoğu böyle. Dahası o turistlerin çoğu Türkiye'ye bu Türk-İslam kültür ve medeniyetini görmek için gelmişken bu böyle. Yoksa Yunanistan'a giderlerdi...

10