Trump ve İran savaşı'ndan itibarlı çıkış arayışı

Savaşın başından itibaren ifade ettiğim üzere ABD Başkanı Trump ile İsrail'in İran'a yönelik politikaları ilk bakışta örtüşüyor gibi görünse de bu örtüşme, stratejik derinlikten ziyade taktiksel bir yakınlaşmayı ifade ediyor. Asıl mesele, bu iki aktörün kısa vadede aynı noktada dururken orta ve uzun vadede farklı istikametlere yönelecek olması. Dahası İsrail ve siyonistlerin ABD üzerindeki etkisini, şantaj ve baskı mekanizmalarını da dikkate almak gerekiyor. Bu ayrımı görmeden yapılacak analizler eksik kalmaya mahkûmdur.

Trump'ın siyasal çizgisi, klasik Amerikan küreselciliğinden farklı olarak ulusalcı, daha içe kapanmacı ve maliyet hassasiyeti yüksek bir yaklaşımı temsil ediyor. Bu yönüyle Trump, ABD'nin Ortadoğu'daki uzun süreli angajmanlarını azaltmayı ve dikkatini Batı yarımküreye, yani bir tür güncellenmiş Monroe Doktrini'ne yönlendirmeyi hedefliyor. İşte tam bu noktada İran meselesi, Trump için bir zorunlu eşik haline geliyor.

ABD siyasetinde İsrail'in güvenliği, yalnızca dış politika meselesi değil, aynı zamanda iç siyaset dengelerinin de önemli bir bileşeni. Siyonistler Amerikan devletinin önemli merkezlerine, finansa, medyaya, kongreye, kültür endüstrisine ve akademiye kadar önemli yerlere hakimler.

Muhtemelen tüm o baskı mekanizmaları ve Epstein mekanizmalarıyla Trump'ı saldırıya mecbur bırakan ve bunun kısa sürede bilhassa da Hamaney'in suikastiyle biteceğine ikna ettikleri anlaşılıyor. Savaşın uzaması Trump için hem bir hayal kırıklığı ve itibar kaybı yaratıyor hem de taşıması zor bir yüke dönüşüyor. Batı yarımküreye odaklanabilmesi içinse ABD Başkanı Trump'ın "artık İran'ın İsrail için tehdit oluşturmadığı" argümanına sahip olması için İran Savaşı bir eşiği ifade ediyor.

İsrail açısından ise tablo çok daha farklı. İsrail'in İran saldırıları, yalnızca rejim değişikliği ya da nükleer programın sınırlandırılmasıyla açıklanamaz. Daha derinde, Ortadoğu'da kendisine rakip olabilecek büyük ölçekli, nüfus ve coğrafya bakımından güçlü devletlerin zayıflatılması veya parçalanması hedefi bulunuyor. Bu nedenle İsrail'in uzun vadeli stratejisinin İran'ı iç istikrarsızlığa sürüklemek, mümkünse de parçalamak olduğu söylenebilir.

Bu noktada Trump ile İsrail arasındaki örtüşmenin geçici olduğu görülüyor. Tıpkı daha önceki krizlerde olduğu gibi, belirli bir aşamadan sonra Trump'ın frene basması ve süreci kendi stratejik hedeflerine uygun şekilde sonlandırmak istemesi kuvvetle muhtemel. Çünkü uzayan bir savaş, Trump'ın iç politikadaki en hassas olduğu alanı, yani ekonomik dengeyi tehdit eder. Artan askeri harcamalar, enerji fiyatları ve enflasyon baskısı, Trump'ın tabanında ciddi bir rahatsızlık üretmektedir.