Sömürgecinin takımını tutmak

Dünya Kupası'nda Afrika'dan, Asya'dan, Ortadoğu'dan veya Latin Amerika'dan bir takımın Avrupa'nın eski sömürgeci güçlerinden biriyle karşılaşması bir futbol maçından daha ötedir. Çünkü bazı karşılaşmaların arkasında doksan dakikadan çok daha uzun bir tarih vardır. Son yazımda da tartıştığım üzere uluslararası turnuvalarda futbol politik bir mücadele alanıdır.

Batı Avrupa devletleri yaklaşık beş asır boyunca dünyanın büyük bölümünü işgal etmiş, kaynaklarını yağmalamış, insanlarını köleleştirmiş, katliamlar yapmış ve kültürel ve zihinsel soykırım yapmıştır. Bugün Batı'nın zenginliği ile dünyanın birçok bölgesindeki yoksulluğun tarihsel kökenlerini anlamak için Batı sömürgecilik tarihine bakmak yeterlidir.

Edward Said'in söylediği gibi sömürgecilik, toprakların işgali olduğu kadar insanların nasıl düşünmesi gerektiğini de belirleyen bir zihinsel tahakküm sistemidir. İnsanın ruhunu, zihnini, duygularını sonraki nesiller boyunca da sakat bırakmıştır.

Mesela bugün Belçika denildiğinde birçok kişinin aklına Avrupa Birliği veya çikolata gelir. Oysa Belçika'nın Kongo'daki sömürgeciliği insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından biridir. Kongo'da milyonlarca insan kauçuk ve elmas üretimi için zorla çalıştırılmıştır. Yeteri kadar kauçuk toplayamayanların elleri kesilmiş, madenlerde çalıştırılanların dişleri sökülmüştür. Milyonlarca Kongolu hayatını kaybetmiştir.

Almanya'nın Namibya'da yürüttüğü politika ise açık bir imha hareketidir. 1904 yılında başlayan katliamlarda insanlar çöle sürülmüş, susuz bırakılarak öldürülmüş ve toplama kamplarına kapatılmıştır.

İngiliz sömürgeciliği de benzer trajedilerle doludur. 1. Dünya Savaşı'nda Türklere karşı savaştırılmak istenmelerine karşı çıkan binlerce Hint Müslümanı topların ağzına bağlanarak patlatılmış, kurşuna dizilmiştir. Yine 1943 Bengal Kıtlığı sırasında Hindistan'da milyonlarca insan açlıktan ölürken İngiliz yönetimi tahıla el koyup ihracatını sürdürmüştür. Yine İngilizlerin G. Afrika'daki toplama kampları da modern tarihin ilk toplama kampı örnekleri arasındadır.

Fransız sömürgeciliğinin Cezayir'de bıraktığı izler de hala silinmiş değildir. Bağımsızlık Savaşı sırasında sistematik işkenceler uygulanmış, köyler yakılmış ve yüz binlerce insan öldürülmüştür. Paris, bugün romantizmin başkenti olarak sunulsa da Seine Nehri'ne atılan yüzlerce Cezayirlinin cesedi hafızalardadır.

Avustralya'da binlerce Aborjin çocuk ailelerinden koparılarak devlet kurumlarına yerleştirilmiştir. Amaç, onların kendi kültürlerini unutup beyaz toplum içinde erimeleridir. İngiltere'nin kriminal tiplerinin toplandığı Avustralya'dakiler sömürgeciliğin hem adadaki hem de Çanakkale Savaşı'ndaki gönüllü askerleri olmuşlardır. Benzer bir kültürel soykırım Kuzey Amerika'da da yaşanmıştır. Yerli çocuklar ailelerinden zorla alınmıştır.