Sosyal medyada "seksenlerde yaşasaydım nasıl görünürdüm" temalı bir akım başladı ve herkes yapay zeka filtresiyle o yıllarda nasıl görüneceğine dair fotoğraflar paylaşmak için sıraya girdi. Gerçekten eğlenceli görüntüler de ortaya çıktı. Vatkalı ceketler, kabarık saçlar ve seksenlere özgü arka planlar birçok kişiyi gülümsetti.
Her ne kadar birkaç influencer'ın başlattığı bir akımın milyonlarca insanı peşinden sürüklemesi fikrini insan iradesi bakımından küçük düşürücü bulsam da neticede herkes güldü, eğlendi.
Bu akımı ve paylaşımları görünce modern insanın geçmişle kurduğu ilişki üzerine aklımda birtakım düşünceler belirdi. Mesela dikkatimi çeken ilk husus, geçmişe dönük nostaljinin, genellikle olumlu tarafların öne çıkarıldığı, olumsuzlukların ise geriye bakıldığında gözden kaybolduğu seçici bir hatırlama biçimine dönüşmesi oldu. O kadar ki bazen geçmişte hakikatte bile var olmayan bir iyilik ve huzur hali sonradan inşa edilebiliyor. Bu, modern bireyin güncel mutsuzluklarından kaçış yolu olarak karşımıza çıkabildiği gibi siyasal ve ideolojik hareketlerin geçmişteki bir "altın çağ" söylemi üzerinden kendilerini meşrulaştırmalarına da zemin hazırlayabiliyor.
Bu son akımın doğrudan siyasi bir yönü olmasa da ürettiği geçmiş nostaljisi ve yanılsama bizim bugünümüze dair bir şeyler söylüyor.
Mesela Instagram'da herkes 1980'lerde yaşasaydı nasıl görüneceğini merak ederken, darbe, sıkıyönetim, işkenceler, siyasi cinayetler ve yokluklar filtreye dahil olmayınca geriye vatkalı ceketler, kabarık saçlar ve neşeli aile albümleri kalıyor...
Esasında bu akımın da ötesinde, geçmiş, hafıza ve bugün arasındaki etkileşim, sanıldığından çok daha karmaşıktır. Benim sık sık söylediğim gibi: Geçmiş, geçmemiştir...
Hafıza ise geçmişi olduğu gibi saklayan tarafsız bir arşiv değildir. İnsan zihni geçmişi bugünkü ihtiyaçlarına, duygularına ve hayal kırıklıklarına göre yeniden düzenler. Psikolojide "pembe geçmişe bakış" olarak ifade edilen eğilim, yaşanan sıkıntıların zamanla silikleşmesine, güzel anların ise olduğundan daha parlak hatırlanmasına yol açıyor. Bugünün belirsizlikleri arttıkça dün daha güvenli, bugünün yalnızlığı derinleştikçe eski ilişkiler daha samimi görünmeye başlıyor. Bazen de insan sadece gençliğini özlüyor. Bunda belki haklılık payı da vardır lakin geçmişin olumsuzlukları da kolayca unutuluyor.
Elbette bu mesele yalnızca bireysel psikolojiyle açıklanamaz. Çünkü hafıza aynı zamanda toplumsal çerçeveler içinde kuruluyor. Neyin hatırlanacağına, neyin unutulacağına ve geçmişin hangi görüntülerle temsil edileceğine büyük ölçüde içinde yaşadığımız toplumsallık yön veriyor. Televizyon dizileri, reklamlar, müzikler, aile anlatıları ve şimdi de yapay zeka filtreleri ortak bir geçmiş imgesini bu düzlemde üretiyor.

10