Seçim sonuçlarının dış politikadaki belirleyiciliği

Netanyahu'nun da muhalefetin de çok da birbirinden farkının olmadığı İsrail siyasetinde seçim sonuçları da ortaya bir belirsizlik çıkardı. Soykırımcı Netanyahu'nun hala iktidarını sürdürebilmesi için çeşitli formüllerin ihtimal dahilinde bulunduğu veya yeniden bir seçim ihtimalinin de olduğu görülüyor.

İsrail seçimleriyle birlikte ABD'deki ara seçimler, Fransa ve İspanya'da yaklaşan seçimler de giderek dünya gündeminin merkezine yerleşiyor. Çünkü seçimler artık sadece vatandaşların yöneticilerini belirlediği iç siyasal bir süreç olmaktan çıkıyor. İttifakların niteliğini, savaş ve barış ihtimallerini, yaptırım politikalarını, göç rejimlerini ve uluslararası ekonominin yönünü etkileyen bir dış politika hadisesine dönüşüyor.

Türkiye'de sıkça tekrarlanan "dış politika hükümetlere ya da başkanlara göre belirlenmez, devlet politikaları vardır" önemli bir gerçeğe işaret etse de tek başına da açıklayıcı değil. Devletlerin coğrafyadan, tarihsel hafızadan, ekonomik kapasiteden ve güvenlik ihtiyaçlarından doğan süreklilikleri elbette var. Ancak bu süreklilikler, siyaseti otomatik pilota bağlayan değişmez rotalar değil. Liderler, aynı jeopolitik şartlar içinde öncelikleri yeniden sıralar, risk algısını değiştirir, ittifakların dilini ve araçlarını dönüştürür.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan iki kutuplu düzende, özellikle ABD hegemonyası altında, kurumların ve normların "disipline edici" gücü daha yüksekti. Bloklar, ittifaklar, uluslararası hukuk ve bürokratik diplomasi, liderlerin ani manevralarını sınırlayan daha belirgin çerçeveler sağlıyordu. Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle başlayan ve bugün çok kutupluluk, bölgesel savaşlar, ekonomik korumacılık ve rekabetle derinleşen çözülme, bu çerçeveleri aşındırdı.

Bugün Dünya sistemi kurumsal kapasite kaybettikçe liderlerin kişisel tercihleri daha görünür ve daha sonuç alıcı hale geliyor. Bir liderin krizleri müzakereyle mi, askeri caydırıcılıkla mı, yoksa doğrudan güç kullanımıyla mı yöneteceği artık devletlerin davranışlarını hızla etkileyebiliyor. ABD'de Trump'ın başkanlığı, İran politikasından NATO'ya, ticaret savaşlarından Venezuela müdahalesine kadar bunun çarpıcı örneklerini sundu. Aynı devlet, farklı bir liderlik altında benzer süreçleri daha farklı araçlarla takip edebiliyor.

Türkiye'de Erdoğan liderliğinin dış politikada gerçekleştirdiği bağımsızlıkçı, büyük devlet dış politikasına dönüşü çağrıştıran ve küresel aktörlüğe giden bir yolu açan devrim de bu bağlamda değerlendirilmeli.