PKK Karanlığına Karşı Güneş Fırat'ın Doğusundan Doğuyor

ABD, binlerce TIR dolusu silah, yüz milyonlarca dolarlık bütçe ve bizzat kendi komutanları eliyle yıllar boyunca PKK terör örgütünü büyüttü.

Rusya, Türkiye'ye hava sahasını kapatarak operasyonları engelledi; fiilen PKK terör örgütüne koruma şemsiyesi sağladı.

İran, Şii milisleri, Devrim Muhafızları, Kasım Süleymani'nin doğrudan koordinasyonu ve sağladığı İHA'larla uzun yıllar boyunca PKK terör örgütünü destekledi.

Esad rejimi ise daha Hafız Esad döneminden itibaren Bekaa Vadisi'nde PKK terör örgütüne kuluçka işlevi gördü. El-Muhaberat öncülüğünde sahip çıktı; iç savaş sürecinde Suriye'nin birçok bölgesini fiilen PKK terör örgütüne teslim etti.

Ve elbette İsrail...

PKK'ya meşruiyet üretmek için DEAŞ diye bir terör örgütü tasarlayan, iç savaş sonrasında Suriye ordusunun tüm askerî altyapısını sistematik biçimde imha eden, "Davut Koridoru" hayalleriyle bölgede bir terör devleti kurma planları yapan İsrail...

İşte bu güçlerin tamamının vekil örgütü olan PKK terör örgütü, arkasındaki bu küresel ve bölgesel destekten aldığı cüretle "Bana kimse dokunamaz" zannediyordu.

Oysa yedi düvel arkasındayken bile Türkiye, PKK terör örgütüne karşı defalarca sınır ötesi operasyon yapmıştı.

Sonra tarih akmaya başladı.

Esad rejimi çöktü. İran ve Rusya sahadan çekildi. ABD'de ise Orta Doğu'ya değil Batı Yarımküre'ye odaklanmak isteyen Trump yeniden başkanlık koltuğuna oturdu. Tüm bunlarda bu aktörleri kendi çizgisinin karşısındaki bir konumdan uzaklaştıran da Türkiye oldu.

Geriye, bölgedeki bütün taşeronları birer birer dökülen yalnız bir İsrail kaldı.

Buna rağmen PKK terör örgütüne silah bırakması ve sisteme entegre olması için fırsatlar tanındı, protokoller imzalandı.

Fakat örgüt, "Nasıl olsa İsrail gelir bizi kurtarır" cüretiyle 10 Mart Protokolü'nün hiçbir maddesine uymadı.

Biz bu süreçte:

"YPG'nin 100 bin kişilik ordusu var" diyen emekli askerleri de gördük.

"Şara PKK ile anlaştı, Fırat'ın doğusuna dokunmayacak" diyen emekli diplomatları da...

"Şara Kürt düşmanlığı yapıyor, özerklik versin, federalizm kötü bir şey değil, Mazlum Abdi esas aktördür" diyen İslamcı veya solcu kılığına girmiş etnikçileri de...

Bir de her şartta karamsarlık yaymayı, felaket tellallığı yapmayı analiz zanneden özgüvensizleri de ...