Penguen: Yalnızlığa övgü

Sosyal medyada eski bir belgeselden koparılmış kısa bir sahne dolaşıyor: Bir penguen yürüyor. Sürüsünden ayrılıyor, yönünü denize değil, boşluğa çeviriyor. Sosyal medyada bu sahne alkışlanıyor. "İşte gerçek özgürlük" deniyor. "Herkesi bırakıp gidebilmek!.."

Bu çağda gitmek yüceltiliyor. Kalmak ise neredeyse ayıp. Bağ kurmak zayıflık, bağlanmak saflık, tutunmaksa neredeyse kişisel gelişim kusuru sayılıyor. Oysa insanlık tarihi boyunca mesele gitmek değil, bir yerde kalabilmekti.

Bugün yalnızlık, bir kader gibi değil; bir ideal gibi sunuluyor. Bu sahnenin bu kadar ilgi görmesi tesadüf değil. Çünkü tam da yaşadığımız çağın ruhunu okşuyor. Yalnızlığın romantize edildiği, bireyselliğin kutsandığı, bağların ise yük gibi görüldüğü bir çağdayız. Aşk, arkadaşlık, akrabalık, komşuluk ve hatta tüm toplumsal aidiyetler "ayak bağı" olarak kodlanıyor. Modern insan, hiçbir şeye tutunmadığında daha özgür olacağına inandırılıyor.

Ama gerçekten öyle mi

Önce önemli bir ayrımı yapmak gerekiyor. Bireyleşme, sosyolojik olarak modernleşmeyle birlikte derinleşen doğal ve kaçınılmaz bir süreç. Geleneksel toplumsal bağlardan modern kentli yaşama geçişle birlikte bireyin ortaya çıkması, modernliğin sonuçlarından biri.

Ama bu penguen akımında idealize edilen ve bugün karşımızda duran yoksun insan halinin arkasındaki sorun bu değil. Sorun, bireyleşmenin neoliberal/post-modern bir ideolojiyle yeniden kodlanması. İnsanın insan olma hasletlerinden yoksunlaşması.

Artık birey yalnızca özgür değil; aynı zamanda yalnız kalmak zorunda olan, başarısızsa suçlu, mutsuzsa yetersiz ve psikiyatrik sorunları olan, yalnızsa güçlü olduğu varsayılan ama esasında da zavallılaşan bir figüre dönüşüyor.

Bu çağda artık bağlar risklidir; sorumluluk gerektirir; kırılganlık üretir. Akışkan çağ, ilişkilerin de akışkan olmasını talep eder. Aşk "fazla ciddi", dostluk "fazla zahmetli", aile ise "fazla bağlayıcıdır".

Ortaya çıkan şey özgür birey değil, bağ fobisi olan, yalnızlığa mahkum kaldığı halde bunu prestijli bir durum sanan, bu kendi tercihi gibi hissettirilmiş bir insandır.

Penguenin yürüyüşü bu yüzden alkışlanıyor. Çünkü bu sahne, günümüz insanına şunu söylüyor:

"Kimseye ait olma. Kimseye bağlanma. Yalnızlık senin gücün."

Peki, ya başını yastığa koyduğunda oluşan o soğukluk neyin gücü Kimseye güven duyamama, arkanı dönememe, aidiyet hissedememe, hiçbir terapinin çare olamadığı o çakılı mutsuzluk kimin tercihi

Sosyoloji bize bu dayatılan sözde özgür ve güçlü yalnızlık anlatısının tam tersini söylüyor. Durkheim, toplumsal bağların zayıfladığı durumlarda ortaya çıkan şeyi "anomi" olarak yani normsuzluk, yönsüzlük ve içsel boşluk olarak tanımlıyor. Anomi, bireyin özgürleşmesi değil; toplumsal bağların çözülmesiyle ortaya çıkan bir kriz hali ve hem suç hem intihar hem de sapkınlık oranlarının artışını böyle açıklıyor.