26 Mart ve 6 Nisan 2026 tarihlerinde bu köşede iki yazı kaleme almıştım. Yazılarımda Ortadoğu'da ABD, İsrail ve BAE ekseni ile İran ve Şii vekillerinden oluşan iki eksenin haricinde üçüncü bir eksenin oluşacağını, burada da öncülüğü Türkiye'nin yapacağını iddia etmiştim. Bu ittifakın bir "üçüncü yol" ittifakı olduğunu söylemiştim.
Bu eksenin gerçekleşmesi halinde Ortadoğu'nun çehresini değiştireceğini ve Türkiye'nin benim de "tarih-politik" dediğim güç unsurlarıyla birlikte bölgesel liderliğini pekiştireceğini savunmuştum.
Bunun Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan öncülüğünde bir ittifaka dönüşeceğini ileri sürmüş, bu eksene Mısır, Suriye, Katar ve hatta Libya, Sudan, Somali gibi Afrika devletlerinin de katılabileceğini iddia etmiştim.
Ben bu tezimi bu köşede ve TV ekranlarında ifade ettiğimde beni "hayalcilikle", "duygusallıkla" itham edip eleştiren Batıcı, kompleksli çevreler Ortadoğu ülkelerinin ABD çizgisinden çıkamayacaklarını savunmuşlardı...
Geçtiğimiz Cuma günü, Cuma Namazı'nın ardından, Mekke'de imzalanan tarihi ittifak anlaşması ile artık Ortadoğu'da hiçbir şey eskisi gibi olmayacak...
ABD hegemonyasının eski gücünü kaybetmesi ve Washington'ın Monroe Doktrini çerçevesinde kendi yakın çevresine yönelmesi, Ortadoğu'daki eski güvenlik mimarisini zaten sarsmıştı. İsrail'in bölge ülkelerini, bilhassa Katar'ı vurması bu kırılmayı hızlandırdı. İran Savaşı sırasında ABD'nin Arap ülkelerini koruyamaması ve Hürmüz Boğazı'nı açamaması ise değişimi bir tercihten ziyade mecburiyete dönüştürdü.
Türkiye'nin hem İran Savaşı sırasındaki Riyad Toplantısı'nda yayımlanan bildirinin hem de Arap Devletleri'nin İran'a dönük misilleme yapma potansiyelinin yumuşatılmasında oynadığı rol de bu "Üçüncü Yol" stratejisine dayanıyordu.
Bir yandan Türkiye, ABD ve İsrail'in İran'a saldırılarına karşı çıkıyor, diğer yandan da İran'ın Körfez'e olan saldırılarına tepki gösteriyordu. Yani Türkiye, bölgede dayatılan iki kutuplu denklemi kırarak üçüncü bir jeopolitik hat inşa ediyordu.
Öte yandan 28 Şubat 2026'da İran'a yönelik başlayan ABD-İsrail ortak saldırıları ile Hürmüz Boğazı, küresel enerji ticareti için yaşanan en ağır kesintilerden birinin sahnesi haline geldi. İşte tam bu denklemde Türkiye, Ortadoğu'nun değişen enerji ve ticaret koridorlarının tam merkezinde konumlanıyor.
Böyle bir ittifak, Pakistan'ın nükleer caydırıcılığı ile Türkiye'nin savunma sanayii kapasitesini aynı denklemde buluşturuyor. Bu durum, Körfez'in ABD'ye bağımlılığını azaltırken, başta İsrail olmak üzere, bölgesel tehditlere karşı kolektif bir caydırıcılık üretme potansiyeli taşıyor.

12