Geçtiğimiz günlerde Fenerbahçe ile maç yapmak üzere İstanbul'a gelen Nottingham Forest kulübünün Türkiye'ye gelecek İngiliz taraftarlar için yayımladığı bir uyarı dikkatimi çekti. İngilizlere Ramazan ayında dışarıda bir şey yiyip içmemeye dikkat etmeleri, kamusal alanlarda alkol ve sigara tüketmemeleri konusunda yapılmış bir uyarıydı bu. Bunu görünce iki şeyi düşündüm: Birincisi, İngilizlerin bile gösterdiği bu hassasiyeti içimizdeki bazıları ne kadar gösteriyor İkincisi ve daha önemlisi, bir yabancı Ramazan ayında Türkiye'ye gelse bu memleketin Müslüman bir memleket olduğunu anlar mı
Tam da bu ikinci sorunun etrafında bir şeyler kafamı meşgul ederken yolum Ankara Çayyolu'da bir markete düştü. Markette Ramazan'da gündüz vakti reyondan bir şey alırken reyondaki görevli ürünü tattırmak istedi. Hiç önceden "niyetli misiniz" diye sormadan bunu yapan görevliye niyetli olduğumu söylediğimde görevlinin suratı ekşidi... Muhtemelen yedi
göbek sülalesinde bir gün bile oruç kaçıran yoktu ama bunu yaparak sınıf atlayacağını
sanıyordu...
Baştan söyleyeyim: Elbette, isteyen inanır isteyen inanmaz. İsteyen oruç tutar, isteyen tutmaz. Kimse kimseye de karışamaz. Benim bundan sonra tartışacağım mevzudaki esas mesele konunun ibadet veya iman boyutu değil. Kimlik ve kültür boyutu. Yani bireysel dindarlık değil; hangi kültürün kamusal norm haline geldiği meselesi. Esas mesele bu coğrafyanın ruhunu, kimliğini, kültürünü ve geleneğini teşkil eden Türk -İslam ruhunun artık eskisi kadar hissedilemez oluşu... Bakın, iddialı bir şey söylediğimin farkındayım. Uzun bir sosyolojik dönüşüm tartışması, sekülerleşme analizleri, kentleşme ve sınıf tahlilleri yapmak istemiyorum. Süreci, sebepleri ve dinamikleri anlamak için kuşkusuz bunları yapmak lazım, başka mecralarda da bunu çokça yaptım. Ama bu köşe yazısı için ayrılan kısa alanda neticeye odaklanacağım..
Artık bizim şehirlerimizin, sitelerimizin, beyaz-yakalı plazalarımızın, AVM'lerimizin,
üniversitelerimizin yani mekanlarımızın Ramazan ayında bile İslami bir ruhla, Müslüman bir kimlikle, kültürle alakası görünüyor mu Mekanın haricinde gündelik hayatımızın, sosyal medyamızın ne kadarında Müslümanlık bir kimlik ve kültür olarak görünür halde Müslümanlığın bir ruh, kültür ve gelenek olarak Gayrı-Müslimler için bile cezbedici olduğu zamanlardan; bugün Müslümanların kendi ülkesinde bile Ramazan'ın ruhunu yaşayamadıkları, kamusal alanda hakim kültürü belirleyemedikleri bir döneme gelmek çok düşündürücü.
Kuşkusuz bu noktada bir toplumsal dönüşüm analizi yapmak kadar Batı'nın kültürel hegemonyasının hakimiyetini ve Batılılaşmayı konuşmak gerekiyor.

4