Karabağ'da doğan güneş

Biz faniler, bazen içinde yaşadığımız dönemde vuku bulan hadiselerin, değişimlerin, kırılmaların büyüklüğünü fark etmeyiz. Gündelik tartışmalara, polemiklere, telaşlara, rekabete dalar; tarih kitaplarının ileride büyük puntolarla yazacağı hadiselerin büyüklüğünü görmeyiz. Çünkü o büyüklüğü görmek için bazen birkaç adım geri atmak ve durmak, ondan sonra bakmak gerekir.

Bir tarafımda Şuşa Kalesi ve har-ı bülbül anıtı, diğer tarafımda uzanan geniş Çıdır Ovası... Burada durup etrafa bakınca tarihin nasıl döndüğünü daha iyi anlıyorum. Çok değil, bundan daha birkaç yıl önce bu önümdeki Çıdır Ovası'nda, Paşinyan ve işgalci Ermeniler PKK'lılarla birlikte halay çekiyor, "reks eyliyorlardı".

Arkalarına Rusya'nın, ABD'nin, Fransa'nın, İran'ın ve hatta Hindistan'ın desteğini alarak 30 yıl boyunca işgal altında tuttukları bu güzel Karabağ toprakları sadece ve sadece Türkiye'nin desteğine sahip olan Azerbaycan Ordusu tarafından azad edilmişti. Sahi bunu birkaç sene önce kim tahmin edebilirdi

Koskoca bir imparatorluğun devamı olan Türkiye'ye Batı'nın uydu müttefiklik rolü biçtiği, onu ortalama bir üçüncü dünya ülkesi gibi vesayet altında tuttuğu uzun bir dönem geride kalıyordu. Batı vesayetinin hem dışarıdaki hem içerideki unsurlarına karşı verilen büyük mücadelelerle Türkiye artık tekrar 'büyük devlet' reflekslerine kavuşuyordu.

Bir yandan da Azerbaycan, Sovyet esareti sonrası ordusuyla, devlet kapasitesiyle, ekonomisi ve toplumuyla toparlanmış ve önemli bağımsız bir güç haline gelmişti. Türkiye ise artan gücüyle Türk Dünyası'na büyük bir özgüven ve cesaret veriyor, diğer Türk devletlerine yönelik desteğini de arttırıyordu.

44 Günlük Vatan Muharebesi'nde Azerbaycan Ordusu büyük bir kahramanlıkla Karabağ'ı kurtarmış, yitik vatan toprağına yeniden kavuşulmuştu. Ama özgürleşen sadece toprak değildi. Karabağ'ın sembolleri de özgürleşmişti. Azerbaycan'ın ve Türk Dünyası'nın edebiyatında ve tasavvufunda önemli bir sembol olan, sadece Karabağ'da yetiştiği Karabağ ile de özdeşleşen güzel "har-ı bülbül" çiçeği de özgürleşmişti. Bir dikenin üzerinde duran bülbülü andırdığı için 'har-ı bülbül' adı verilen bu çiçek, Azerbaycan edebiyatında ve tasavvufunda aşkın, acının ve hasretin sembolüdür. İşgal yıllarında yitik Karabağ'ı, ayrılığı, hasreti ve hüznü temsil ediyordu. Bugün ise aynı har-ı bülbül artık vuslatın, hürriyetin ve zaferin sembolü.

Har-ı bülbülün hür olduğu bu cennet Karabağ topraklarında bugün her tarafta büyük bir neşe ve heyecan hakim. Yıllarca ayrı kaldıkları evlerine, uğruna aile fertlerini toprağa verdikleri yurtlarına dönen Karabağlı kardeşlerimizin yaşadığı sevinç ve gurur görülmeye değer.