Her insanın bir kaderi olduğu gibi milletlerin de bir kaderi vardır. Nasıl insanların kader çizgileri varsa ve nasıl o kader çizgilerinin hangi istikamette oluşacağını belirleyen bazı kritik kader anları varsa, milletlerin kader çizgilerinde de böyle kritik kader anları vardır.
Yine nasıl insanların o kritik kader anlarında verdikleri veya veremedikleri kararlar, aldıkları veya alamadıkları tavırlar varsa ve kader çizgileri bunlara göre çiziliyorsa milletlerin de o kritik kader anlarında aldıkları kararlar, ortaya koydukları tavırlar o milletlerin kaderinin nasıl çizileceğini gösterir.
Daha önce defalarca bu köşede yazdığım üzere, biz Türkiye olarak böyle bir kader anına doğru ilerliyoruz. Suriye sahasında oynanacak bir büyük finale doğru...
Aslında bu kaderin istikameti Aralık 2024'te belli olmuştu.. Aralık 2024'teki Suriye Devrimi ile birlikte İsrail'de nasıl büyük bir panik havası oluştuğunu, İsrail'in Suriye'nin askeri altyapısına, istihbaratına yüzlerce kez hava saldırısı yaptığını, Cumhurbaşkanı Şara'ya suikast girişimlerinde bulunduğunu ama kendi sınırlarına ulaşan Türkiye'nin etki alanını kıramadığını biliyoruz.
Devrimin ardından Beyaz Saray'a koştura koştura giden Netanyahu; Trump'ın Şara'yla görüşmesini ve yaptırımları kaldırmasını önlemeye, ABD askerlerinin Suriye'den çekilmesine ve PKK'ya verilen desteğin kesilmesine mani olmaya çalışmıştı. Asıl amacı ise Türkiye'nin kendi sınırlarına kadar ulaşan etki alanını sınırlamaktı.
Bunun üzerine İsrail, sahada desteklediği Dürzi grupları ve PKK- SDG'yi Suriye hükümetinin üzerine defalarca saldırtmıştı. Neticede bu saldırılar püskürtüldü ve hatta Suriye PKK'sı Suriye'nin başarılı operasyonlarıyla önemli oranda temizlendi.
Suriye'de yıllar boyu ABD ile birlikte büyük yatırımlar yaparak meydana getirdikleri PKK'nın devrimden kısa süre sonra Suriye'de etkisizleştirilmesi kuşkusuz İsrail'de büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştı.
Şunu açıkça söylemek gerekiyor ki, İsrail bugün Suriye'ye baktığında Türkiye'yi görüyor. İsrail medyası "Türkiye, İsrail'e komşu oldu" yorumları yapıyor.
Devrim sonrası Şeyh Dağı'nı (oranın adı Hermon Dağı değil) işgal edip, Golan işgalini genişleten İsrail'in Suriye konusunda büyük bir rahatsızlık yaşadığı ise İsrailli bakanların açıklamalarında da görülüyor.
İsrailli radikal Siyonist bir bakan olan Ben Gvir'in geçtiğimiz haftalarda sarf ettiği "Ahmed Şara'yı öldürmeliyiz" sözü de son günlerde yine Dürzi grupların hareketlendirilmesi de dikkatlerden kaçmıyor.

5