ABD'nin küresel hegemonyası geriliyor, bu hegemonyanın kurduğu düzen çöküyor, Avrupa'dan Ortadoğu'ya tüm dengeler değişiyor ve dünya hızlı bir biçimde bölgeselleşiyor. Bu konuyu uzun yıllardır bu köşede tartışıyorum.
Küresel hegemonyanın ortadan kalkmasıyla oluşan boşluğu ise orta güçler doldurmaya çalışıyor.
Tam bu noktada İngiltere'nin pozisyonu dikkat çekiyor. Brexit sonrası dönemde Londra, Avrupa Birliği'nden ve ABD'den ayrışacak şekilde küresel etkisini koruyacak yeni jeopolitik alanlar arıyor. İngiltere'nin özellikle savunma sanayisi, finans ağları, istihbarat kapasitesi ve deniz aşırı bağlantıları hala güçlü. Dahası Londra, Washington kadar hiyerarşik bir ilişki dili kurmadan, daha esnek ortaklık modelleri geliştirebiliyor.
İngiltere'nin "Küresel Britanya" adını verdiği strateji belgesinde açıkladığı üzere, İngiltere klasik ABD-merkezli veya AB eksenlerinin dışında yeni eksenler kurarak ve bunu da emperyal mirasıyla birleştirerek yeni bir oyun kurmaya çalıştığını sık sık ele almıştım.
Geçtiğimiz günlerde İngiltere'nin İsrail'e dönük yaptırım kararları açıklaması ve içlerinde Fransa, Kanada gibi ülkelerin bulunduğu 11 ülkeyle birlikte İsrail'i kınayan bir bildiriyi imzalaması dünya kamuoyunda çok ses getirdi.
Aynı İngiltere, geçtiğimiz yıl Fransa ile birlikte Filistin'i devlet olarak tanımıştı. Fransa ve İngiltere gibi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin iki daimi üyesi ve Batı'nın İsrail destekçiliği ile bilinen iki büyük devletinin Filistin'i önce devlet olarak tanıması, sonra kınama bildirileri imzalaması, en sonunda da yaptırım noktasına gelmeleri dünya diplomasi ve siyaset platformları bakımından İsrail için ciddi bir zemin kaybı olacak.
Neticede İsrail devleti bir İngiliz emperyalizmi projesidir. Başından beri İngiltere, İsrail'in kurulmasında en belirleyici aktör olmuş ve bizim imparatorluğumuz bir anlamda biraz da bu yüzden bölünmüştür. Ayrıca Avrupa'da Siyonizm'in ve Yahudi diasporasının en güçlü olduğu yerlerin başına gelmektedir.
Elbette, İngiltere'nin İsrail'e savaş ilan edecek hali yok. Elbette, İngiltere ve Fransa, Hamas'a sahip çıkacak açıklamalar yapacak değiller. Bunun tersini beklemek bile dünya siyasetinin ve konjonktürünün ne olduğunu bilmemek demektir. Ama İngiltere'nin ve diğer Avrupa devletlerinin İsrail karşıtı adımları önemli bir süreci ve değişimi ifade ediyor.
Kuşkusuz bu değişimde artık kendi kamuoylarında yükselen İsrail karşıtlığının ve kendi hükümetlerine dönük baskıların payı büyük. Aksi halde kendisi de Yahudi olan Dışişleri Bakanı Miliband bu yaptırımları büyük bir meydan okumayla açıklamaz, İngiliz Başbakanı Burnham da "benden önceki Başbakanlar korkmuş ama ben korkmuyorum" mealinde konuşmazdı.

5