İlber Ortaylı: Bir Tarihçinin Ötesi

Türk tarihinin bilhassa İmparatorluk Dönemi Türk Tarihinin geri planda kaldığı, isminin çok da anılmadığı ve hatta menfi bir şekilde geçiştirildiği yıllardı. O yıllarda da büyük tarihçiler vardı; ancak bir-iki istisna dışında onların etkisi akademik tarihçiliğin sınırlarını pek aşamıyordu. Genel kamuoyunda da bir tarih ve Türklük şuuru oluşturma konusunda büyük sorunlar bulunuyordu.

Türk milleti kendi tarihine, tüm medeniyet boyutları bakımından en büyük zirvelerine ulaştığı, gurur duyulası İmparatorluk dönemine yabancılaştırılmış ve cahilleştirilmişti.

Önemli bir Kırım Türkü ailenin evladıydı. Hikayesi, II. Dünya Savaşı sonrasında Avusturya'daki bir mülteci kampında başladı. Bu hikaye Türkiye'de sıradan tarihçiliği aşan, büyük bir entelektüel ve sosyal bilimci olarak tarihe geçen bir isme dönüştü. Türk milletine İmparatorluğu, Devlet-i Aliyye'yi tanıttı ve sevdirdi; kendi tarihine yeniden ilgi duymasını sağladı.

Cumhuriyet'le İmparatorluk arasında bir kopuş değil, bir devamlılık olduğunu, sistematik bir Osmanlı düşmanlığının uzun süre hakim olduğu yıllarda mesela 28 Şubat yıllarında açıkça söyledi. Bunu medyada ve akademide söylemek şimdi çok kolayken, o yıllarda bu kadar itibar gören bir tarihçi olarak böyle bir millî vazife yerine getirmekten kaçınmadı. İmparatorluğumuzun ihtişamını, azametini hem akademik olarak çalıştı ve yazdı hem de geniş kitlelere uygun bir dille anlattı ve yaygınlaştırdı. Bu bakımdan da medyayı çok doğru ve etkili bir şekilde kullandı.

Sıradan bir tarihçinin çok ötesindeydi. Öyle arşivden bir belge bulup onu günümüz Türkçesi'ne çevirip onun etrafında dolaşan yorumlarla yetinmezdi. Sosyoloji, felsefe, edebiyat, siyaset, tasavvuf, iktisat gibi alanlara da çok hakimdi. Bugün giderek yaygınlaşan, dar bir alanda aşırı ihtisaslaşarak kamu kurumlarında uzman memurlara benzeyen anti-entelektüel akademisyen tipinin tam tersiydi. Gerçek bir sosyal bilimci ve çok iyi biri entelektüeldi.

Aynı zamanda Hoca, ölümüyle birlikte arkasından söylenen ve birçok farklı kesimin fanatik, marjinal unsurlarından gelen çirkin saldırılara bakıldığında ciddi bir medeniyet seviyesi kaybı yaşadığımızı da göstermiş oldu.

Bu saldıranlara baktığımızda görülen tablo ise ya İlber Ortaylı'nın o entelektüel, şehirli, elitist duruşuna karşı bir taşralı hasedi ve kompleksi görülüyor ya da hocanın popülerliğinin bir sorun gibi anlatıldığı ve bunun da yine bir çeşit hasetle ilgili olduğu anlaşılıyor. Erkekler dünyasında böylesine haset duygusuna, taşralı komplekslerine denk gelmek hiç şaşırtıcı değil; bu maalesef sadece İlber Hoca'ya da yönelik değil. Ama bunların Hoca'nın vefatı sonrası sarf edilmesi vaziyetimiz açısından çok can sıkıcı.