Savaşların yalnızca cephede yapıldığını sananlar çağımızın en büyük mücadele alanını kaçırıyor. Çünkü modern çağda füzelerden, ordulardan ve ekonomik yaptırımlardan önce gelen bir kuvvet var: kavramlar.
Bir yere ne dediğiniz, bir toplumu nasıl tanımladığınız, bir coğrafyayı hangi isimle andığınız sadece bir dil meselesi değildir. Bir egemenlik meselesidir. Çünkü dünyayı tanımlayanlar, dünyayı yönetmeye de adaydır.
Gramsci, hegemonyanın zorlayıcı aygıtlardan önce rızanın üretimiyle sürdürüldüğünü söylemişti. Bu nedenle kültürü ve kavramları kimin ürettiği, nasıl dolaşıma soktuğu ve hangi hegemonik amaca hizmet ettiği önem kazanıyor.
Edward Said de yine bu bağlamda Doğu'nun Batı tarafından nasıl yeniden tarif edilerek zihinsel bir sömürgeleştirme alanına dönüştürüldüğünü göstermişti. Yani neticede emperyalizm topraktan daha önce zihinleri de işgal ediyordu.
Bu yüzden mücadele bazen haritalarla değil, lügatlerle yapılır. Kimin tanımladığı, kimin kavramının geçerli olduğu bir egemenlik mücadelesidir.
İngiliz jeopolitiğinin Türkistan coğrafyasına "Orta Asya" demesi sıradan bir coğrafi tarif değildir. Çünkü "merkez" kimdir sorusunun cevabını da içinde taşır. Nerenin ortası Kime göre Asya'nın ortası Türklerin tarihî hafızasında ve siyasi tahayyülünde bir medeniyet havzası olan Türkistan'ın, dışarıdan çizilmiş koordinatlarla yeniden adlandırılması, zihinsel bir çerçeve değişikliğidir.
Aynı şekilde yüzyıllar boyunca Osmanlı kaynaklarında ve Türk hafızasında "Adalar Denizi" olan yeri bugün Yunanca kökenli "Ege" kelimesiyle tanımlamamız da masum bir mesele değildir. Bir isim bazen bir tarih anlatısını, bir mülkiyet iddiasını ve bir medeniyet perspektifini beraberinde taşır.
Bugün Suriye'de iki bin yıldır bilinen Şeyh Dağı'nın İsrail merkezli söylemler üzerinden "Hermon Dağı" adıyla dolaşıma sokulması da benzer bir süreçtir. Çünkü coğrafyalar askerî operasyonlardan önce kavramsal operasyonlarla dönüştürülür. Askeri işgallere böyle meşruiyet ve zemin hazırlanır.
Bir yere önce isim verirsiniz. Sonra hikayesini yazarsınız. Ardından hafızasını değiştirirsiniz. Sonra insanlar, bunun öteden beri böyle olduğuna inanmaya başlar.
Bugün küresel kültür savaşları tam da bu yüzden sertleşiyor. Hollywood filmlerinden haritalara, akademik literatürden uluslararası medya kuruluşlarına kadar büyük bir tanımlama mücadelesi yaşanıyor. Çünkü bir kavramı kabul etmek, çoğu zaman onun taşıdığı dünya tasavvurunu ve parçası olduğu hegemonik düzeni de kabul etmektir.

11