Epstein ve kültürel hegemonya

Hep söylüyorum: Epstein skandalını sadece bir grup mahlukun iğrençliğinden ibaret bir şekilde ele almak isteyenler ya meseleyi anlamıyor ya da açığa çıkan güç ilişkilerini perdelemek istiyor. Bunun çok önemli bir boyutu, kuşkusuz, dünya siyasetini küreselciliğin elit ağlarının gücüyle, İsrail çıkarlarına göre dizayn etme çabasıyla alakalı. Bunu son yazımda tartışmıştım.

Bu nedenle tartışmayı bireysel suçların ötesine taşıyarak yapısal güç ilişkilerine bakmak gerekiyor. Bugün bu anlatılan dünya siyaseti emelleriyle bağlantılı olarak bu Epstein ve benzeri transnasyonel kirli ağların medyadan akademyaya, bilimden entelektüel hayata, sinemadan dijital mecralara ve modaya kadar nasıl sistematik bir ajanda dahilinde bir kültürel hegemonya oluşturduğunu gündeme getirmek istiyorum.

Karşımızda olan görünmeyen iktidar yapısına baktığımızda doğrudan emir-komuta ilişkileriyle çalışan tek merkezli bir güç yapısından ziyade; finans, akademi, medya, teknoloji ve kültür endüstrisini birbirine bağlayan çok katmanlı elit ağlarını görüyoruz. Küresel Batı hegemonyasının yeniden üretimi için fonksiyon gören, bunu da siyonizmle uyumlayan bir yapıdan bahsediyoruz.

Modern kapitalist dünyada güç artık yalnızca sahiplikten doğmuyor; bağlantıdan doğuyor. Sosyolojide "transnasyonel elit ağları" olarak adlandırılan bu yapı, yatırım fonlarından üniversitelere, düşünce kuruluşlarından dijital platformlara kadar uzanan geniş bir ilişki alanı üretiyor. Bu ağların içinde yer alan bazı aktörler doğrudan kurumları yönetmeseler bile, erişim ve ilişki gücü sayesinde hangi fikirlerin dolaşıma gireceği, hangi projelerin fon bulacağı ve hangi kültürel yönelimlerin küresel ölçekte görünür hale geleceği üzerinde dolaylı fakat güçlü etkiler yaratabiliyor. Bu etki çoğu zaman görünmez oluyor; çünkü emirlerle değil, fonlarla; talimatlarla değil, prestij ve sosyal sermaye üzerinden işliyor.

Bu noktada tartışmayı küresel kültürel hegemonya çerçevesine yerleştirmek gerekiyor. Gramsci'nin işaret ettiği gibi egemenlik yalnızca zor yoluyla değil, rıza üretimi yoluyla kurulur. Günümüzde Hollywood'dan dijital platformlara, akademik prestij sistemlerinden uluslararası medya ağlarına kadar uzanan kültürel alan, belirli yaşam tarzlarını, değerleri ve normları evrenselmiş gibi sunan devasa bir sembolik üretim mekanizmasına dönüşmüş durumdadır. Bu mekanizma tek bir merkez tarafından yönetilmese bile, küresel finansal ve kurumsal elit ağlarının aynı kültürel alanlarla yoğun temas içinde olması, küresel anlatıların belirli eksenlerde yoğunlaşmasına zemin hazırlıyor.