"Eskiden ABD'yi İsrail lobileri yönetiyordu; çok güçlüydüler ama artık o kadar güçlü değiller."
Bu sözler ABD Başkanı Donald Trump'a ait.
Uzun bir süredir, başta televizyon ekranları ve köşe yazılarım olmak üzere şunu iddia ediyorum: Elbette, İsrail'in kuruluşu ve sistematik biçimde desteklenmesi önce İngiliz, ardından da ABD emperyalizminin bir projesidir. İsrail, ABD'nin Ortadoğu'daki koçbaşıdır. Bu tez, teorik olarak doğrudur ve tarihsel zemini vardır.
Ancak pratikte bu ilişki, özellikle son on yıllarda çok daha grift ve problemli bir hal almıştır. Emperyalist merkez olarak ABD'nin belirleyiciliğinin mutlak olması gerekirken, İsrail'in zaman zaman ABD çıkarlarına dahi aykırı olacak biçimde Amerikan siyasetini manipüle edebildiği görülmektedir.
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, NATO müttefiki ve bölgesel güç Türkiye varken ABD'nin uzun yıllar terör örgütü PKK ile birlikte çalışmasıdır. Pek tabii emperyalizmle izah edilebilecek bu tercih, "züccaciye dükkanına giren fil" misali bu kadar pervasız ve kaba biçimde yürütülüyorsa, burada İsrail'in yönlendirici rolünü düşünmek de meşru hale gelir.
Öyle ki "İsrail'in her yaptığına "evet" demek ABD ulusal çıkarlarına aykırıdır" diyen Yahudi kökenli akademisyenler dahi ABD akademyasından tecrit edilebiliyorsa; Ortadoğu'dan çekilmeyi savunan başkan adayı Trump'a suikast düzenleniyorsa; İsrail'i Gazze nedeniyle eleştiren MAGA hareketinden Charlie Kirk herkesin gözü önünde öldürülüyorsa; ABD ile ticari ilişkileri yüksek olan ve ülkenin en büyük Amerikan üssüne ev sahipliği yapan Katar İsrail tarafından vurulabiliyorsa, burada durup daha derin düşünmek gerekir.
Kuşkusuz ABD'nin kritik kurumlarında ve elitlerinde Yahudi ağırlığı malumdur. Ancak gelinen noktayı yalnızca bu olguyla açıklamak artık yeterli değildir. Tam da açıklamanın yetersiz kaldığı yerde Epstein meselesi devreye girmektedir.
Epstein, Mossad ajanı olarak ABD'de nereden geldiği belli olmayan parası, uzun süren dokunulmazlığı ve çevresinde kurduğu ilişkilerle devasa bir şantaj ağının başında yıllarca oturmuş bir figürdür. Bu iğrenç mahlukun "yalnızca bir sapık" olmadığı bugün herkes tarafından görülüyor.
Bu tablo tek başına bile, ortada sıradan bir suç örgütünden çok daha fazlası olduğunu düşündürmektedir.
ABD'nin İsrail tarafından rehin alınması meselesi, yalnızca Yahudi sermayesinin medya ve bankalar üzerindeki etkisiyle ya da yargı, istihbarat ve Kongre'deki nüfuzuyla açıklanamaz. Epstein örneği, bu ilişkinin aynı zamanda organize bir şantaj mekanizması üzerinden yürütüldüğünü de göstermektedir.

7