Efendinin evi yanarken kulübedeki çatlağı konuşmak

Epstein skandalı, yalnızca bir suç örgütünün ortaya çıkarılması değildir. Batı medeniyetinin siyasal, kültürel ve ekonomik elit yapılarında biriken çürümenin, sefaletin açığa çıkmasıdır. Epstein. dünyaya "ahlaki standartlar", "insan hakları" ve "medeniyet ölçüsü" dersleri veren Batı'daki siyasetçilerden milyarderlere, medya patronlarından akademik çevrelere kadar uzanan küresel güç sisteminin gerçek yüzünü gösteren kırılma anlarından birini oluşturuyor.

Böylesi anlar, normalde eleştirinin doğrudan güç merkezlerine yönelmesi gereken tarihsel eşiklerdir. Çünkü sistemin kalbinde yaşanan krizler, uzun süredir kurulan "üstün medeniyet" anlatısının ne kadar çürümüş olduğunu gözler önüne serer. Ancak tam da böyle zamanlarda bazı sözde entelektüellerin savunmacı bir propaganda bir diliyle tartışmanın yönünü yeniden Doğulu toplumlara özellikle de Türkiye'ye ve Ortadoğu'ya çevirmesi, yalnızca bir fikir tercihi değil, daha derin bir zihinsel hiyerarşinin işaretidir.

Batılı elit ağların kriz yaşadığı bir anda eleştirinin odağını hızla "Ortadoğu'nun pislikleri", "Türkiye'nin kirleri" veya "Doğu toplumlarının problemleri"ne çevirmek, görünüşte özeleştiri çağrısı gibi sunulsa bile pratikte Batı'daki krizi perdelemeyi amaçlar. Çünkü bu zihniyete göre; Batı'da sorun varsa bu münferittir ama tam tersine Doğu ise sorunların merkezidir!

Bu tavrı anlamak için klasik efendi-köle hiyerarşisini anlamak gerekiyor. Güç ilişkilerinin tarihsel olarak belirlediği bu hiyerarşilerde yalnızca maddi bağımlılık değil, zihinsel ve sembolik bağımlılık biçimleri bulunuyor. Nietzche'nin "köle ahlakı" olarak tanımladığı tutum, çoğu zaman gücü sorgulamak yerine, güç merkezinin değerlerini içselleştirerek onları yeniden üretme ve hatta savunma eğilimi gösteriyor. Böylece eleştiri, sistemin merkezine değil, daha zayıf halkalara yöneliyor; gücün merkezi ise eleştirinin dışında kalıyor.

Küresel kültür piyasasında ödüllendirme mekanizmalarının nasıl işlediği dikkate alındığında bu durum daha da anlaşılır hale geliyor. Uluslararası yayıncılık ağları, ödül sistemleri, medya görünürlüğü ve kültürel dolaşım kanalları çoğu zaman belirli anlatıları teşvik ederken bazı anlatıları marjinalleştirir. Güç merkezlerinin perspektifini yeniden üreten söylemler daha kolay dolaşıma girer, daha geniş görünürlük kazanır ve çoğu zaman ödüllerle desteklenir. Bu nedenle bazı entelektüel pozisyonların eleştiri yönünü sürekli çevre toplumlara çevirmesi yalnızca ideolojik değil, aynı zamanda ödül-ceza mekanizmasıyla ilişkili bir olgudur.