2016 yılı Manchester...
O günlerde Türk Millî Takımı İngiltere'yle maç yapmak üzere İngiltere'ye geliyor... Hepimizde heyecanlı bir bekleyiş... Maç günü geldiğinde kilometrelerce uzaktaki Manchester'a gidiyoruz. Manchester, İngiltere'de yaşayan Türklerin buluşma noktası olmuş. Herkeste büyük bir coşku... Deplasman tribününde en öndeyiz.
Beş Türk öğrenci arkadaşız... Biri benim gibi Türkiye'den... Birisi Almanya, diğeri İngiltere doğumlu Türk diasporasından iki arkadaşımız... Bir de... Doğu Türkistanlı Uygur Türkü arkadaşımız...
Ellerimizde bayraklar, üstümüzde formalar... Maçtan önce deplasman tribününe büyük bir Doğu Türkistan bayrağı asıyoruz.. Gökbayrağı...
Biraz sonra İngiliz tribününde bir terörist PKK paçavrası açıyor. Türk tribünü stadyumda kıyameti koparıyor...
Benzer sahneleri Almanya'da düzenlenen Avrupa Şampiyonası sırasında Avrupa Türklerinin Türk Millî Takımı'nın maçlarındaki heyecanlarında da kimliklerini ifade etme biçimlerinde de görüyorum...
Aslında söz konusu spor olduğu zaman bilhassa da futbol olduğu zaman genelde entelektüel olduğu iddia edilen çevrelerde futbolu küçümseyen, hafifseyen, "bir topun peşinde 11 adam" şeklinde konuşan veya futbola bir afyon muamelesi yapan insanlarla karşılaşırız. Ülke içi kulüp rekabeti bakımından söylemiyorum ama milletlerarası rekabette bunun kesinlikle böyle olmadığını bilmek gerekiyor.
Modern millî-devletlerden oluşan dünyamızda milletlerarası mücadelede tıpkı askeri mücadele gibi siyasi mücadele gibi ekonomik mücadele gibi kültürel mücadele gibi spor da mutlak bir milletler ve devletler arası mücadele alanıdır. Dahası milletlerin kolektif aidiyetlerini, duygudaşlıklarını ortak hikayelerini yeniden üreten de bir alandır.
Mesela bugünlerde devam eden Dünya Kupası da tam da böyle bir mücadele alanı. Sahada sadece futbolcular yok. Tribünlerde ve ekran başlarında milyarlarca insanın kendi hikayesini, kendi bayrağını ve kendi aidiyeti yeniden inşa süreci de var. Dahası bir milletlerarası mücadele de var.
Bu nedenle futbol asla sadece futbol değil.
Spor sosyolojisi literatürü de buna işaret ediyor. Hobsbawm'ın dediği gibi "sıradan bir vatandaşın hayatında devletle ya da milletle özdeşleşebildiği en güçlü an, büyük ihtimalle bir spor müsabakasıdır." Gerçekten de modern dünyada millî takımlar, millî-devletlerin en görünür sembollerinden biri haline gelmiştir. İnsanlar günlük hayatlarında birbirlerinden ne kadar farklı olurlarsa olsunlar, millî takım sahaya çıktığında aynı heyecanı yaşar ve aynı bayrağın altında buluşurlar.
Nitekim devletler de sporun bu gücünün farkındadır. Uluslararası spor organizasyonları artık yumuşak güç mücadelelerinin sahnesidir. Nye'ın kavramsallaştırdığı şekliyle yumuşak güç etki oluşturabilme kapasitesini gösterir.

13