Bu köşede zaman zaman kültürel hegemonya bağlamında fikir tartışmalarını ve akademik üretimi ele alıyorum. Bazen söylemdeki iktidar yapılarını çözümlemek için dizi ve filmlerde anlatılan hikayelere odaklanıyorum. Bazen de kavramlar, tanımlar ve dijital akımlar üzerinden yürüyen üstünlük mücadelelerini tartışıyorum.
Çünkü milletlerin ve medeniyetlerin mücadelesinde kültür, dil ve bilgi en önemli cephelerin başında gelir. Bu noktada salt bilgi üretmekten ziyade üretilen bilginin ne amaca hizmet ettiği önemlidir. Kimin tanımlama üstünlüğüne sahip olduğu, kimin kavramının hakim hale geldiği, kimin diliyle konuşulduğu dikkate değerdir.
Bazen dijital platformlardaki sıradan popüler bir dizi, küreselci, post-modernist bir dille aile kavramına, erkeklik ve kadınlığa karşı bir ideolojik anlatının operasyonel alanıdır. Bazen sosyal medyadaki sıradan bir akım, tüketim ve teşhircilik kölesi bir toplum idealinin somut bir kampanyasıdır. Bazen de etnik kimliklerle ilgili akademik bir çalışmanın hizmet ettiği yer millî-devletleri parçalama stratejisine sahip emperyalizmin ta kendisidir.
Bu tartışmaya bugün tekrar girmemin sebebi ise MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Stratcom Zirvesi'nde yaptığı bilgi, hakikat, varlık ilişkisine dair yaptığı önemli konuşma. Kendisi de bu konularda akademik çalışmalar yapan kıymetli bir entelektüel olan İbrahim Kalın, modernizmin bilgiyi ölçülebilir bir kısıta sokmasının aslında toplumlar üzerindeki kontrolü sağlama amacı taşıdığını ve bunun da Batı hakimiyetini yeniden ürettiğini söylerken post-modern dönemde de yine bilginin araçsallaştığından bahsediyor.
"Postmodernizmin anti-realist, hakikati ve gerçekliği inkar eden eğilimlerine karşı, bugünün hakikat sonrası (post-truth) diye ifade edilen eğilimlerine karşı biz hakikati savunmaya devam edeceğiz."
Kalın'ın işaret ettiği bağlam, bugün karşımıza çıkan bilgi üretim biçimlerinin bir güç mücadelesinin ürünü olduğunu gösteriyor. Kalın, kimin dilinin konuşulduğunun, kimin kavram setlerine atıf yapıldığının, kimin hikayesinin nasıl ve kim tarafından anlatıldığının öneminden bahsederken mücadelenin önemli bir cephesine işaret etmektedir. Tam ABD ve İsrail'in İran başta olmak üzere Ortadoğu'ya saldırdığı bu dönemde böyle bir tartışma açmak füzeleri, drone'ları, uçakları konuşmaktan çok daha kıymetlidir.
Tam da bu bağlamda, Sn. Kalın'ın açtığı mühim güzergahtan ilerlersek tartışmaya açılması gereken bir konuyu da anti-entelektüel akademisyen ve uzman tipi teşkil etmektedir. Dünyada neoliberalizmin ve post-modernizmin hakim olduğu dönemle birlikte entelektüelden ziyade spesifik konularda uzmanlaşmış; fikir yerine teknik veri veya bilgi üreten bir akademisyen tipi ortaya çıkmıştır. Aşırı uzmanlaşmanın, sadece tek bir konuya dair bilgi sahibi olmanın ideal olarak sunulduğu bu piyasacı akademyada akademisyenler uzman memurlara indirgenmiştir. Bugün karşımıza bazen bölge uzmanı bazen etnik kimlikler araştırmacısı bazen de toplumsal cinsiyet akademisyeni olarak çıkan, teferruat malumat üretip sistematik analizler yapamayan, yaydığı malumatı bir bağlama oturtamayan uzman tipleri dikkat çekmektedir.

4