Belirsizlik çağında güçlü liderlik

Tarihin ilk çağlarından beri tarihi daha çok liderler yazmıştır. Galip de olsalar mağlup da olsalar, toplumlarının kaderine yön veren şahsiyetler olarak hafızada yerlerini almışlardır. Elbette toplumsal değişimler, kurumlar birçok değişimin zeminini oluşturur. Ancak toplumlar için ortak bir istikamet duygusu, yönetim iradesi ve kritik zamanlarda karar alabilme kabiliyeti de gerekir. Liderlik, bu iradeyi temsil eden ve toplumu harekete geçiren temel unsurların başında gelir.

Modern çağda bireyleşmenin, demokratikleşmenin ve anayasal düzenlerin yaygınlaşması, sanıldığı gibi liderliğin önemini ortadan kaldırmadı. Tersine, halkların doğrudan oyuyla iktidarları belirlemesi, liderlerden beklentiyi daha da yükseltti.

Buna rağmen yakın geçmişte bazı neoliberal yaklaşımlar liderliği önemsizleştirmeye çalıştı. Mesela neoliberal dönemde "yönetim" yerine "yönetişim" kavramını koymaya çalışırken siyaset iradesiz bir teknik idare faaliyetine indirgendi. Güçlü liderlik ise doğrudan otoriterlikle özdeşleştirildi.

Oysa bugün dünya, tam da bu varsayımların tersine güçlü liderlik ihtiyacının büyüdüğü bir dönemden geçiyor. Amerikan hegemonyasının gerilediği, uluslararası hukukun ve kurumların etkisizleştiği, bölgesel savaşların yayıldığı ve güç mücadelelerinin sertleştiği bir belirsizlikler çağındayız.

Liberal siyasetin birçok kavramı, sloganı ve kurumu bugün Batı'nın hegemonik sisteminin çöküşünün duvarına çarpmıştır. Avrupa'da, Amerika'da ve Asya'da milliyetçi-muhafazakar reflekslerin, egemenlik, güvenlik ve devlet kapasitesi vurgusunun yükselmesi tesadüf değildir.

Bu siyasal atmosferde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın temsil ettiği güçlü liderlik giderek dünyada model haline gelmektedir. Üstelik Erdoğan, sadece iç politikaya konuşan bir siyasetçi değildir. Küresel sisteme adaletsizlikler, savaşlar, zulümler ve İsrail ve Esad Rejimi gibi yapıların gerçekleştirdiği soykırımlar üzerinden doğrudan meydan okuyan bir siyasi dil kurmuştur. Birleşmiş Milletler kürsüsünde yıllardır dile getirdiği "Dünya beşten büyüktür" sözü, aslında mevcut düzenin meşruiyet krizini çözme iradesinin kısa ve güçlü bir ifadesidir.

Erdoğan'ın Trump ve Putin gibi sert güç siyaseti yürüten liderlerle kurduğu ilişkiler de bu bakımdan önemlidir. Türkiye'yi edilgen bir uydu müttefik olmaktan çıkaran, masada kendi tezleriyle yer alan baskın bir siyasi figür ortaya koymuştur. Filistin meselesinde İsrail karşıtlığını reaksiyoner tepkilerden öte dünya vicdanını ve devletleri harekete geçirebilecek siyasi bir gündem olarak örgütlemesi de bunun örneğidir.