Avrupa nereye

Son günlerde Fransa, Belçika ve İspanya'da farklı başlıklarla ortaya çıkan ve gündemin ilk sıralarına çıkan kitlesel protestolar, Avrupa'da özellikle genç kuşakların ekonomik güvenlik ve gelecek beklentilerindeki aşınmayı yeniden görünür kılıyor.

Avrupa ülkelerinin son yıllarda çok önemli krizlerin ve kırılganlıkların içerisinde debelendiği görülüyor. Sosyal refah ve alım gücü bakımından, güvenceli istihdam ve üretim açısından bir geriye gidiş olduğu gibi dünya siyasetinde giderek azalan ağırlığı ile Avrupa devletleri tarihsel olarak eski günlerini arıyor.

Bugün Avrupa'da ne güçlü ve istikrarlı siyasal liderlikler ne geçmişteki refah rejimlerini sürdürebilen hükümetler ne de askeri bakımdan kendi güvenliğini tek başına sağlayabilecek bir stratejik kapasite var. Dahası ABD'nin güvenlik şemsiyesi çekildiğinde sabah akşam "Rusya bizi istila edebilir" korkusuyla yaşayan bir Avrupa var karşımızda.

Tüm bunlar ekonomi-politik ve sosyolojik krizlerle karşı karşıya kalmış bir Avrupa ortaya çıkardı. Neoliberalizmin piyasacı, özelleştirmeci, sosyal yardımları ve harcamaları kısan, sağlık ve eğitim sistemlerinden önemli geriye gidişleri beraberinde getiren ve neticede de Avrupa'yı Avrupa yapan o İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulmuş sosyal refah devletini önemli oranda yıpratan bir süreç yaşandı. Bunun arkasında üretimi işgücünün ucuz olduğu Asya Ülkelerine kaydıran bir sermayeci anlayışın da etkisi bulunmaktaydı. Bu süreç önce 2008 Krizi sonra pandemiyle daha da ağırlaştı. Neoliberalizm çökmüş olsa bile onun yerine ne sistematik bir ekonomi-politik model inşa edilebildi ne de bununla paralel sosyal refahı geçmişteki seviyelerde tutacak bir refah modeli oluşturulabildi.

Bununla birlikte önemli sosyolojik ve kültürel değişimler de yaşandı. Ailenin çözülmesi, yalnız bireylerden oluşan hanelerin çoğalması, anne-baba ve çocuklardan oluşan çekirdek aile yapısının deforme olması, geleneksel, dini veya diğer toplumsal bağların zayıflaması daha atomize bir birey temelli toplum ortaya çıkardı. Bu bilhassa da gençlik isyanlarının veya kira fiyatları protestolarının yaygınlaşmasında ve sosyal destek mekanizmalarının zayıflamasında bir toplumsal faktör teşkil etmeye başladı. Uzun yıllar küreselciliğin ve onun siyasal-ekonomik versiyonu olan neoliberalizmin hem siyasette hem entelektüel alanda hem akademyada hem de tüm boyutlarıyla kültür ve medyada hedef alıp itibarsızlaştırdığı değerler de buna eklendi.

Tüm bunlar güçlü sivil toplum ve protesto geleneğine sahip bir toplumsal ve siyasal mirasa sahip Avrupa toplumlarında yeni tür toplumsal hareketlerin dönüşerek ortaya çıkmasına da sebep oldu.