13 Ekim 1923'te Meclis'te bazı milletvekilleri İstanbul'un yeniden başkent yapılmasını savunurken, Mustafa Kemal Atatürk meseleyi coğrafyadan çok devlet felsefesi olarak görüyordu. Anadolu'nun ortasında, işgal görmemiş, bağımsızlık mücadelesini omuzlamış bir şehir ve yeni devletin merkezi olacaktı. Başkent, sadece devlet dairelerinin bulunduğu bir yer olmayacaktı. İstanbul gibi Türk medeniyetinin payitahtının yanında yeni bir yıldız daha doğacaktı.
Aradan yüz yılı aşkın zaman geçti.
Cumhuriyet sonrası Alman şehir planlamacılarına yaptırılan kent planları zayıf kaldı. Köyden kente göç sürecinde de Ankara birçok bakımdan eksik yanları olmasına yine de önemli bir şehir haline geldi. Artık Ankara 6 milyonu geçen nüfusuyla da Avrupa'nın pek çok ülkesinden daha büyük bir şehir.
Bugün de Ankara, tarihinin en önemli uluslararası organizasyonlarından birine ev sahipliği yapıyor. NATO zirvesiyle birlikte dünyanın en güçlü devletlerinin liderleri ve heyetleri birkaç gün boyunca Ankara'da olacak.
Bu durum, diplomatik ve politik bağlamın yanı sıra Ankara'nın geleceğini yeniden düşünmek açısından da önemli bir fırsat sunuyor.
Çünkü Ankara, Türkiye'nin başkenti olmasına rağmen hala uzun yıllardır hak ettiği uluslararası görünürlüğe ulaşabilmiş değil.
İstanbul elbette Türkiye'nin ekonomik, kültürel ve tarihî vitrini. Ancak dünyanın büyük devletlerine baktığımızda başkentlerin ayrı bir ağırlığı olduğunu da görüyoruz.
Ankara ise hala bu konuda potansiyelinin gerisinde. Türkiye gibi büyük bir devletin tek bir büyükşehir vitriniyle kısıtlı kalmaması gerekiyor. Üstelik başkent vitrininin de daha ileriye taşınması gerekiyor.
Bunun en somut örneklerinden biri ulaşım. Türkiye gibi bölgesel liderlik ve küresel aktörlük iddiasındaki bir ülkenin başkentinden dünyanın önemli merkezlerine doğrudan uçuşların azlığı ciddi şekilde düşünülmesi gereken bir mesele. Bugün Ankara'dan birçok uluslararası noktaya ulaşabilmek için önce İstanbul'a gitmek gerekiyor. Olan uçuşlarsa maalesef düşük profildeki şirketlerin uçuşlarından ibaret kalıyor. Yurtiçinde bile Esenboğa'nın tarifesinin aynı düşük profilli şirketlerden oluşması, başkent ölçeğindeki bir şehir açısından marka değerini de kötü etkiliyor. Türkiye'nin imajına da yakışmıyor.
Oysa Ankara'nın güçlenmesi İstanbul'un zayıflaması anlamına gelmez. Washington'un güçlenmesinin, uluslararası uçuşlarının olmasının, turizm, diplomasi, kültür ve spor merkezi olmasının New York'u aşağı çekmediği gibi. Tam tersine genel toplamda birlikte daha büyük bir çekim alanı yaratılır.

15