Amerikan hegemonyasının gerilemesi
ABD-İsrail ikilisi İran Savaşı'nda hedeflerine ulaşamadan ateşkes kabul etti; bu gerçekten Amerikan hegemonyasının gerilemesinin başlangıcı mı, yoksa geçici bir taktik geri adım mı?
Yazar, Trump'ın İran'a karşı savaştırıldığını ancak kendi doktriniyle çatışan bu harekattan çekilmek zorunda kaldığını ileri sürerek, ABD hegemonyasının geri dönülemez şekilde zayıfladığını savunmaktadır. Bu tezini sahadaki gelişmeler ve Trump'ın seçim vaatleriyle savaş politikasının çelişkisi üzerinden desteklemektedir. Ancak bu, yalnızca İsrail baskısıyla açıklanabilecek geçici bir mücadele mi, yoksa gerçekten yapısal bir hegemonya krizi mi?
8 ve 11 Eylül 2025 tarihlerinde bu köşede yayımlanan "Post-Amerikan Hegemonyasına Giriş" başlıklı yazılarımda, Amerikan hegemonyasının ekonomik, politik, ideolojik ve kültürel boyutlarıyla gerilemekte olduğunu ileri sürmüştüm. Bu tespiti yalnızca teorik bir çerçeve olarak değil, sahadaki gelişmeler üzerinden de dile getirdim. Nitekim Maduro'nun kaçırıldığı ve Hamaney'in öldürüldüğü gün dahi televizyon ekranlarında, ABD'yi mutlak güç olarak gören yaklaşımlara karşı bu görüşümü açıkça savunmaya devam ettim.
Daha da öteye giderek, Trump'ın bu gerileme döneminin bir sonucu olarak ve bu sürece tepki olarak seçilmiş bir başkan olduğunu söylemiştim. Trump, bu gerilemeyi durdurmayı ve "Amerika'yı yeniden büyük yapmayı" vaat ediyordu. Ancak bu dönüşümü gerçekleştirmeye çalıştığında karşısına İsrail ve onunla bağlantılı Amerikan müesses nizamının çıkacağını öngörmüştüm.
Nitekim bazı bakımlardan Monroe Doktrini olarak adlandırılan Batı yarımküreye çekilme stratejisinin, küresel hegemonyadan geri çekilme anlamına geldiğini tartışmış; bunun için ABD'nin Ortadoğu'daki ağırlığını azaltması gerektiğini savunmuştum.
Lakin Trump'ın bu yeni "küresel angajmanlardan çekilme" politikalarına İsrail'in engel olmaya çalışacağını söylemiştim. Zaten Epstein şantajı, Siyonist lobilerin etkisi ve Hıristiyan Siyonistlerin baskılarıyla İsrail'in çıkarları doğrultusunda (Suriye hariç) hareket etmeye belli oranlarda mecbur kaldı. Ne zaman İsrail'in rayından çıksa (12 Gün Savaşları'nı bitirmek, Suriye'de Türkiye'nin önünü açmak vb.) yeni baskılara maruz kaldı.
Neticede İran'a yeniden saldırmaya mecbur kaldı ve İsrail bir yandan şantaj yaparken diğer yandan da "merak etme, Hamaney ölürse rejim düşer, İran diz çöker" diye Trump'ı ikna ediyordu. Daha ilk gün, Trump, İran'a saldırmaya şantajlar neticesinde mecbur kalsa bile bunu sürdüremeyeceğini ve İsrail'in İran Rejimi'ni yıkma, İran'ı parçalama hedefinden kendisini kısa sürede ayrıştırarak 12 Gün Savaşları'nda olduğu gibi çekileceğini söyledim. Çünkü bunun kendi dış politika doktrinine tamamen aykırı olduğunu, seçim vaatleriyle çeliştiğini, ekonomik yükünü taşıyamayacağını, kendi tabanını oluşturan MAGA Hareketi'nden gelen tepkilere direnemeyeceğini ve "Önce Amerika" söyleminin kendisinin önüme koyulacağını söyledim.
Savaşın daha ilk gününden itibaren Trump'ın, belli bir noktaya gelindiğinde, İsrail'den ayrışarak, rejimi yıkma hedefi falan olmadan savaştan çekileceğini; çekilirken de "onurlu ve itibarlı bir çıkış" için sahte bir zafer hikayesi anlatacağını söylerken bana itiraz edenlerse ABD'nin rejimi yıkmadan dönmeyeceğini, kara operasyonu yapacağını anlatıyordu. İran güçlü bir direnç gösterince de savaşın ilerleyen günlerinde çoğu söylemini değiştirmek zorunda kalmıştı.

6