Tarihi sorumluluk

Dünya enteresan bir noktaya sürükleniyor. Yeni düzenin nasıl kurulacağı, şimdilik tam bir muamma. Devletlerin Birleşmiş Milletler çatısı altında toplanıp tartışarak, hakkaniyet ölçüsünde anlaşması hepimizin arzusu. Ama adalet mekanizması tartışma konusu olan BM'den, bir sonuç çıkmayacağı ve büyük devletlerin bitmek tükenmek bilmeyen HIRSI sebebiyle, ANLAŞAMAYACAKLARININ hemen hepsi farkında. O nedende barış yoluyla yeni küresel düzenin kurulacağına dönük beklentiler azalınca, geriye şantaj, tehdit, ambargo ve nihayetinde de savaşlar kaldığı çoğumuzun malumu. Sonucunda da büyük devletler ve arkalarındaki küresel yapıların, birbirleriyle savaşmak yerine VEKİL ÜLKELER üzerinden hesaplaştığına şahitlik ediyoruz günümüzde. Lakin dünyanın bir tarafındaki sıkıntı, KÜRESEL SİSTEMDE YAŞADIĞIMIZDAN enerji, hammadde, tarım, madenler konularında diğer ülkeleri de yakından etkiliyor maalesef. Bu durumun ise sadece bizde değil, ABD'den Avrupa'ya kadar tüm ülkelere düşmeyen enflasyon ve hayat pahalılığı olarak yansımasını kaçınılmaz kılıyor.

Hal böyleyken bazılarının; "ABD bloğunda yahut ÇİN - RUSYA yada AVRUPA tarafında bulunmalıyız" dediğini ibretle takip ediyoruz. Bunu hangi saiklerle düşünüyorlar, bilmiyoruz elbette. Ama Milli Mücadele Döneminde benzer teklifleri (ABD mandası, İngiliz emperyalizmine teslimiyet) getirenlere karşı, Gazi'nin; "Hayır! Ya İstiklal Ya Ölüm" sözlerini bu noktada hatırlatmakta yarar vardır. Tabi ki taraf olmak yerine, bu güçlerle ilişkileri devam ettirmek şuan için önemli... Zaten Devletimiz de kurduğu DENGE SİYASETLERİYLE, bunu başarıyla uygulamakta. Ancak masada meze olmamak adına; diğer yandan güçlü bir ordu kurmak, savunma sanayini geliştirmek, teknolojiyi kullanmak, kendi uçağını, füzesini, Siha'sını ve hava savunma sistemini yapmak da hayati önemde seyrediyor. Keza Devletimizin bu hususta da tüm gelişmeleri çok iyi okuyarak, dosta düşmana gereken en iyi cevabı verdiğini izliyoruz. Bunu ise; "TOPRAKLARIMIZ VE BÖLGEMİZDE YAŞANACAK ALEYHTE BİR GELİŞMEYE, TÜRKİYE'nin BEKASI BAKIMINDAN SEYİRCİ KALMAYACAĞI" biçiminde yorumlamak hata sayılmaz.

Çünkü bizi çevrelemek, topraklarımıza yeltenmek ve geleceğimize dair umutlarımızı parçalamak isteyenlerin planları yok değil kesinlikle. Olmaması da beklenemez. Zira bunun en bariz örneğini bizi Akdeniz ve Adalar denizinde kıpırdayamaz hale getirmeye çabalayan, İsrail/GKRY/Yunanistan/Fransa ittifakından bariz görebiliyoruz. Öyle ki aralarındaki savunma anlaşmalarının, Yunanistan'ın Deniz Yetki Alanlarını 12 Mil'e çıkartma niyetinin, Adaları Lozan ve Paris Anlaşmalarına aykırı silahlandırmalarının hiç hayra alamet olmadığı aşikâr.