İktidarlar değişti, basına baskılar değişmedi

Gazetecilere yönelik gözaltı, tutuklama, ev hapsi uygulamalarının artmasına karşı dikkat çekici tepkilerden birini İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Kappi verdi.

Söylediklerinden sadece iki cümleyi paylaşayım:

"-Gazeteci, halkın bilmesi gerekeni açığa çıkarmakla yükümlüdür, iktidarın bilinmesini istemediğini gizlemekle değil.

-Özgür basın yoksa toplum tutsaktır; gerçeği yazdığı için kırılan her kalem, karanlığa giden yolun taşlarıdır."

***

Aslında Osmanlı'dan günümüze tarihimizin her aşamasında iktidarlar sadece kendini destekleyen gazetecilere sıcak baktı, diğerlerini sakıncalı buldu.

Birkaç örnek vermek istiyorum:

Abdülhamid döneminde gazetelerde tahtakurusu sözcüğünün yazılması yasaklanmıştı. Dizgicilerin yanlışlık yapıp "tahtı kurusun" diye yazmalarından korkuluyordu.

Aynı şekilde grev, suikast, ihtilal ve burun sözcükleri de yasaktı. Burun, Abdülhamid'in büyük burnunu çağrıştırır gerekçesiyle yasak listesine alınmıştı.

***

Basına yönelik baskılar Cumhuriyet döneminde de sürdü.

Deneyimli gazeteci Şemsi Sılkım, "Bab-ı ali Anılarım" (Togan Yayınları) kitabında şunları yazdı:

"1940'lı yıllarda Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, gazeteler konusunda Matbuat Umum Müdürü Selim Sarper'e büyük yetkiler vermişti. Bu şahıs kendine göre uygunsuz hükmü vererek istediği gazeteyi istediği süre kapatırdı.

İsmet İnönü'nün eşi Mevhibe İnönü'nün Olgunlaşma Enstitüsü'nde gezdiği bir serginin haberi Tasvir gazetesinde üçüncü sayfada fotoğraflı olarak yayımlanmıştı.

Ertesi gün Selim Sarper, Tasvir gazetesinin Yazıişleri Müdürü Ahmet İhsan'ı arayarak şöyle dedi:

"Muhterem Cumhurbaşkanımızın muhterem refikaları Mevhibe İnönü Hanımefendi'nin fotoğrafını gazetenizin baş sayfasında büyük puntolarla göstereceğinize üçüncü sayfayı layık görmüşsünüz. Teessüf ederim. Gazetenizin yayını yarından itibaren bir hafta süre ile yasaklanmıştır."

***

Basın, DP iktidarı döneminde de baskılardan kurtulamadı.

Halkçı gazetesi, iktidara muhalefet ediyordu. Bu yüzden gazetenin başyazarı Hüseyin Cahit Yalçın yargılandı ve 26 ay hapis cezasına çarptırıldı. Yaşı 70'i aşan Yalçın bir sabah polisler tarafından evinden alınarak cezaevine götürüldü.

1954'den 1960'a kadar bini aşkın gazeteci hakkında kovuşturma yapıldı, bunlardan 250'den fazlası mahkûm oldu. Bedii Faik, Cüneyt Arcayürek, Metin Toker, Oktay Verel, Beyhan Cenkçi, Naim Tirali, Ahmet Emin Yalman hapis cezasına çarptırılan gazeteciler arasındaydı.

***

27 Mayıs 1960'daki askeri darbeyle DP iktidarı sona erdi ama gazetecilerin kaderi yine değişmedi.

Örneğin, DP'yle en sert mücadele eden gazetecilerden biri olan Aziz Nesin, bu partinin darbeyle düşmesinin ardından yine sakıncalılar listesine girdi, 1961'de Tanin gazetesinde çalışırken polisler tarafından gözaltına alındı.

***

12 Mart 1971'de başlayan ve Ekim 1973'deki seçime kadar süren yeni darbe döneminde ise basın bir kez daha ağır baskılarla karşılaştı.

Bu dönemde yargılanan ve haklarında 1.5 yıldan 34 yıla kadar hapis cezası istenen gazeteciler arasında Çetin Altan, Doğan Koloğlu, Osman Arolat, Tektaş Ağaoğlu, Mümtaz Soysal, Süleyman Ege, Vahap Erdoğdu, Muzaffer Erdost, Turhan Dilligil, Zeki Kılıç ve İsmail Beşikçi de bulunuyordu.

***

12 Eylül 1980'de başlayan ve 1983'ün Kasım ayında yapılan seçime kadar süren askeri darbe döneminde de yüzlerce gazeteci hakkında dava açıldı. Bunlar arasında Oktay Akbal, Mehmet Kemal, Ahmet Kabaklı, Adalet Ağaoğlu, Aydoğdu İlter, Yaşar Kemal, Adnan Özyalçıner, Sadun Aren, Rıza Zelyut, Asım Bezirci, Işık Yurtçu, Aydın Engin de yer aldı.

12 Eylül döneminde Milli Gazete, Cumhuriyet, Tercüman, Günaydın, Güneş, Milliyet, Tan ve Hürriyet gazeteleri de değişik sürelerde geçici olarak kapatıldı.

***

Basına baskılar sonraki yıllardan günümüze kadar gene sürdü.

Onları da bir başka yazıda anlatırız.

***

Not: Son tutuklanan gazeteci Murat Ağırel oldu.

Ağırel, şimdiye kadar önemli haberlere imza atmış bir meslektaşımız.

Ama eline Mustafa Sarıgül ve ailesiyle ilgili önemli belgeler geçmesine rağmen Yeni Parti'ye sempatisi nedeniyle olacak bunları yazmamış olmasını yanlış buluyorum.

Gazeteci, tuttuğu partiye değil halka karşı sorumlu olduğunu unutmamalıdır.

+++++++++++++++

KADINLAR, FİLLER VE SAİRELER