CEZAEVİNDE YAZILAN KİTAPLAR

Cezaevinde yazılan eserler insanlığın en güzel sayfaları olmuşken, neden bugün sanatçılarımız suskunluk içinde kalıyor?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, Tunç Soyer'in cezaevinde yazdığı kitabından hareket ederek, tarihsel olarak cezaevlerde yazılan edebi eserlerin ne kadar değerli olduğunu göstermektedir. Yazarın iddiası, Türk sanatçılarının güncel siyasi ve insani konularda sessiz kalmasının, Batılı meslektaşlarının aksine sorumluluklarını yerine getirmediğini ortaya koymaktır. Ancak sanatçının tarafsızlığı seçme hakkı ile vicdani duruş beklentisi arasında hangi sınır çizilmelidir?

İzmir eski belediye başkanı Tunç Soyer yaklaşık 10 aydır cezaevinde.

Bu dönemi ah vah çekerek değil son derece verimli kullandığı anlaşılıyor.

Geçtiğimiz günlerde Kırmızı Kedi Yayınları arasında çıkan "Gelecek Olsun-Cezaevi Günlükleri" kitabı bunun açık kanıtı.

Soyer kitabında cezaevinde yaşadıklarını, yerel ve küresel konulardaki görüşlerini, başkanlık dönemine ilişkin anılarını samimiyetle anlatıyor. Sayfaları çevirdikçe, etkilendiği filozoflardan alıntılar, sevdiği şairlerden şiirler, vatandaşların gönderdiği mektuplardan örnekler de görülüyor.

***

İlkokul 4'üncü sınıfa giden 10 yaşındaki isem mektubunda şöyle demiş:

"İyiler hep kaybetmez değil mi Ben ve ailem iyilerin bir gün mutlaka kazanacağını biliyor ve inanıyoruz."

Tunç Soyer, isem'e şu yanıtı veriyor:

"Aynen söylediğin gibi sevgili isem. Mutlaka kazanacağız. ünkü biz çoğunluğuz, haklıyız ve bizim kocaman yüreklerimiz, sapasağlam vicdanlarımız var.

Bu soruyu bir daha sormayacağın, inançların ve umutların kadar güzel bir ülkeyi, aydınlık bir geleceği mutlaka kuracağız. Seni sevgiyle kucaklıyor başarılar ve mutluluklar diliyorum."

***

Kızı ve avukatı Defne Soyer yazdığı önsözde kitaba neden"Gelecek Olsun" isminin verildiğini şöyle açıklıyor:

"Geçmiş olsun ifadesi genellikle yaşanan kötü bir şey geride kalsın, geçmişte kalsın anlamında bir tesellidir. Oysa "Gelecek olsun" demek ileriye bakmayı, yeniden ayağa kalkmayı ve yaşanan olumsuzluğu değil o olumsuzluktan sonra kurulacak daha iyi geleceği, umudu ifade ediyor."

***

Bu vesileyle cezaevinde yazılan ya da cezaevinde geçen yılların ilham verdiği kimi eserlere bakmakta yarar var.

Nazım Hikmet'in belki de en güzel şiirleri yattığı 4 cezaevinde yazdıklarıdır.

Sabahattin Ali'nin Sinop Cezaevi'nde kaleme aldığı "Aldırma Gönül Aldırma" şiiri edebiyatımızın unutulmazları arasındadır. Kimi roman ve öykülerinde ise cezaevinde tanıdıkları kişilerin yansımalarını görürüz.

Aziz Nesin birçok öyküsünde cezaevinde birlikte olduğu insanları konu edinmiştir. "Sürnâme" eseri idamı bekleyen bir mahkûmu tanıtır bize.

Kerim Korcan, cezaevi yılları gözlemlerine dayanarak "Tatar Ramazan", "Linç", "İdamlıklar" gibi başarılı romanlara imza atmıştır.

Orhan Kemal, Bursa Cezaevi'nde Nazım Hikmet'le aynı koğuşu paylaşmış, o günlere ilişkin anılarını "Nazım Hikmet'le 3.5 Yıl" kitabında yazmıştır. Sonradan oyunlaştırdığı "72. Koğuş" öyküsünde mekân olarak cezaevi vardır. Uzun yıllar cezaevinde kalan Kemal'in öykü ve romanlarında orada tanıdığı insanların izlerini sürmek mümkündür.

Kemal Tahir, "Kelleci Mehmet" romanında, yıllarca yattığı cezaevlerinden insan manzaraları getirir okuyucunun önüne.

etin Altan'ın cezaevinde geçen yılları "Büyük Gözaltı" ve "Bir Avuç Gökyüzü" romanlarına malzeme olmuştur.

Altan'ın oğlu Ahmet Altan, "Dünyayı Bir Daha Görmeyeceğim" romanını cezaevinde kaleme almıştır.

Can Yücel, cezaevinde kaldığı yıllarda yazdığı şiirleri "Bir Siyasinin Şiirleri" kitabında toplamıştır.

12 Mart döneminde tutuklanan Sevgi Soysal, cezaevi gözlemlerini "Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu" kitabında anlatmıştır.

Oral alışlar, "Liderler Hapishanesi" isimli eserinde, 12 Eylül döneminde girdiği cezaevinde tanık olduklarını okuyucularıyla paylaşmıştır.

Necip Fazıl Kısakürek, Hasan İzzettin Dinamo, Rıfat Ilgaz, Arif Damar Ataol Behramoğlu, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Ahmet Arif, A. Kadir, Nevzat elik gibi şairler de cezaevlerinde geçen yıllarında birçok nitelikli şiire imza atmışlardır.