Medine'de bir gün, adeta hayatın durduğu, havanın kesildiği, kalplerin sıkıştığı bir an yaşandı. Şehir sanki oksijensiz kalmış gibiydi. Acı bir ses yankılandı: "Peygamberimiz öldü!" Bu haber, Medine'yi karanlığa gömdü.
İnsanlar ne yapacağını bilemez haldeydi. Başta Hz. Ömer olmak üzere sahabenin ileri gelenleri, Mescid-i Nebi'de büyük bir sarsıntı yaşıyor, adeta bir matem manzarası sergiliyordu.
O sırada şehir dışında bulunan Hz. Ebubekir'e haber ulaştı. Medine'ye geldi. Resûlullah'ın mübarek naaşı bulunduğu yerdeydi. Yüzü örtülmüştü. Ebubekir (R.A.), örtüyü kaldırdı ve o unutulmaz sözü söyledi:
"Sen diri iken de güzeldin, ölü iken de güzelsin ya Resulallah."
O gün Hz. Ebubekir'in yaptığı şey, sadece bir teselli değildi; ümmeti ayakta tutacak hakikatin ilanıydı. İnsanlara döndü ve şu cümleyi söyledi:
"Kim Muhammed'e tapıyorsa bilsin ki Muhammed öldü. Ama Allah haydır, kayyumdur."
Bu söz, bir anda kalplere su serpti. İnsanlar sarsıntıdan çıkmaya başladı. Çünkü hatırlatılan şey çok büyüktü:
İslam, bir insanın hayatıyla sınırlı değildi. Allah vardı ve din O'nundu.
İşte o an, ümmet yeniden toparlandı. Duyguların yerini akıl ve sorumluluk aldı.
ÜMMETİN GELECEĞİ İÇİN ATILAN ADIMHz. Ebubekir bununla da yetinmedi. Hemen ikinci vazifesine geçti. Hz. Ömer'in kolundan tuttu ve şöyle dedi:
"Peygamberimiz vefat etti ama Allah hay ve kayyumdur. İslam devam edecek. Şimdi ümmetin başına geçecek kişiyi belirlemeliyiz."
Bu söz, büyük bir feragatin göstergesiydi. En çok sevdiği Peygamber'in naaşı henüz defnedilmemişken, ümmetin dağılmaması için harekete geçti.
Ensarın bulunduğu yere gittiler ve orada ilk halife seçildi.
Eğer o gün bu adım atılmasaydı, İslam'ın da geçmiş ümmetlerin yaşadığı dağılmayı yaşaması kaçınılmaz olabilirdi.
Hz. Ebubekir'in o günkü dirayeti, ümmetin geleceğini koruyan en kritik hamlelerden biri oldu.
Bugün de benzer imtihanlar yaşanıyor. Gazze, Endülüs, Doğu Türkistan... Nice acılar yaşandı. Ama hakikat değişmedi:
Allah hayy ve kayyumdur. Din O'nundur ve dimdik ayaktadır.

5