Fark Etmek

Nuray Alper
26.01.2026
180

Kâinatın sessizliği dinleyen dingin saatleri; tan yeri ya da ikindinin akşama selam duran gurup vakti. Okuma köşesi, kahve köşesi, seyir köşesi, hayatının köşelerinden herhangi biri. Orada, o ayrıcalıklı kıyıda usulca katla dizlerini. Gözlerini kapat. Karanlığına eğil; ışık... "Karanlık zamanlarda göz görmeye başlar" demişti Theodore Roethke. Saklan ki sen de bir fasıl gözlerinden, açılsın benliğinin cümle kapısı. Bak, şimdi o uzun kelimenin tam önündesin.

İçine körsen gördüğün her şey sahtedir, kalbine sağır olan neyi duyabilir

Bilincin kirli bir çamaşır sepeti tamam, ama burası arınma makamı. Kısa süreli de olsa kendi gerçekliğinden kopmadan, hatta ona yaklaşarak dünyadan uzaklaşmak değerli. Anla. Ara. "Her arama bir karşılaşma ânıdır (s. 135)" farkındalığıyla içimize dokunuyor Paulo Coelho Simyacıda. Etrafının şekillerle, renklerle, topuklarından göğüne yükselen seslerle seni nasıl talan ettiğini fark et. Ufalanan, azalan, bu gürültü içinde noktalaşan varlığını bul o çokluk arasında, keşfet. "Her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar/ ben yaşarken koptu tufan/ ben yaşarken yeni baştan yaratıldı kâinat/ her şeyi gördüm içim rahat" mısralarıyla karşılıyor yaşamı, yaşamın ağırlaşan adımlarını derununda ağırlayabilen şair. Ama biz duymadık ne ipinden koparılmış tespih taneleri gibi dağıldığını kelimelerimizin ne de koptuğunu kıyametimizin. Çünkü kendimizden koşar adım gidiyoruz, ayrılığımızı tayin eden bir yığın sebebin tutuyoruz ellerinden, dünyamızı istilâ etmelerine karşın onlara sığınıyoruz.

Gustav Jung Anılar, Düşler, Düşünceler adlı eserinde güzel söylemiş (s. 149); "Günümüzde, bizi tehdit eden tehlikenin doğadan gelmediğini, insan ve kitle ruhundan kaynaklandığını apaçık görüyoruz. Tehlike insanın ruhundan kopmuş olmasında. Her şey ruhumuzun doğru dürüst işlevini yerine getirip getirememesine bağlı." Başka bir yerinde kitabın, insan varoluşunun tek nedenini yalnızca var olmanın karanlığına bir ışık tutabilmesinde bulmuş (a.g.e, s.328). Nasıl olacak Şimdilerde o, ruhuyla arasındaki mesafeyi aşma kabiliyetinden ziyade ona kendi elleriyle ördüğü demirden perdeleri fark edebilecek bir bilinç hâline ihtiyaç duyuyor. Aramaya çıkmadan önce özünü nerede yitirdiğini fark etmesi gerekiyor. Bilimde, teknikte, teknolojide yükselerek konfor alanlarını genişlettikçe insan -ne tuhaf- kendine ayırdığı zaman aralığı kısalıyor, kendisi ile arasındaki mesafe uzuyor. Dikkatin güzel gözleri rikkatin üzerinden hızla çekiliyor. Solumuzda ince bir huzursuzluk kıyama duruyor. Bu bilmemenin değil, bilip de yüz çevirmenin, eğilip yarayı öpmemenin sancısı. Zamanın içinden çıkarak o sancıya kulak verebilmek bir irade kabiliyeti. Zira her tedavi ise fark edişin neticesi. Tedavi. Telafi. Yine sanata matuf bir mecburiyet hâli. Zira sanat biraz da farkındalık kazandırmak için var. Mısralar, renkler, taşlar, hikâyeler, notalar arasında yarı meczup yarı teyakkuz durumunda dolanırken ansızın fark edip kavrayabilmek için... Rebecca Ross'un Ebedî Rekabet