Avustralya'nın 16 yaş altına sosyal medya yasağını kabul etmesinin ardından ülkemizde de 13 yaş altı için benzer bir uygulama gündeme geldi. Bu tür yaklaşımların tek başına yeterli olmayacağını belirten Prof. Dr. Dilek Şirvanlı Özen, "Yasaklar, merak uyandırır. Önemli olan bilinçli kullanım" diyor.
Günümüzde sosyal medya ve sosyal ağlar özellikle doğruyu yanlışı ayırt etme konusunda henüz yetkinleşmemiş, değer yargıları, kişilikleri tam olarak gelişmemiş ve aslında bu konularda daha öğrenme ve yetişme çağını tamamlamamış çocuklar için büyük tehlikeler barındırabiliyor. Bu mecraların kontrolsüzlüğü çocuklarımızı tehdit ediyor. İşte bu nedenle 13 yaş altındaki çocukların sosyal medya kullanımına bazı kısıtlamalar getirilmesi gündemde. Evet bu tür kısıtlama veya yasaklamalar kısa vadede koruyucu bir adım olarak değerlendirilebilir. Peki yeterli olur mu ve bu tür uygulamalardan yeterli ve kalıcı sonuçlar elde edilebilir mi Altınbaş Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi, Prof. Dr. Dilek Şirvanlı Özen, bu tür yaklaşımların tek başına yeterli olmayacağını belirtiyor, yasaklamanın çocuklarda merak uyandırarak onları bu yasakları aşmanın yollarını aramaya yönlendireceğini söylüyor. Özen, "Bu nedenle, yasaklarla birlikte çocuklara bilinçli sosyal medya kullanım alışkanlıklarının kazandırılması, dijital dünyayla sağlıklı bir ilişki geliştirilmesi için elzemdir" diyor.
AİLELER ROL MODEL OLMALI
Prof. Dr. Dilek Şirvanlı Özen, 13 yaş altına sosyal medya yasağının bilinçlendirme ve rehberlik ile desteklenmedikçe uzun vadeli çözüm sunmayacağı görüşünü paylaşarak şunları söylüyor: "Amaç, çocukları sosyal medyadan tamamen uzaklaştırmak değil; onlara güvenli ve sağlıklı bir kullanım alışkanlığı kazandırmak olmalı. Öncelikle yetişkinlerin sosyal medya kullanımında çocuklara rol model olması gerekiyor. Dünyadaki benzer örnekler, ülkelerin toplumsal, kültürel ve yasal yaklaşımlarına göre farklılık gösteriyor. Bu tür düzenlemeler, çocukların dijital dünyadaki risklerden korunması amacıyla yapılıyor ama uygulama biçimleri ve başarıları biraz da ülkelerin kültürel yapısına bağlı. Türkiye'nin kendine özgü kültürel yapısı göz önüne alındığında, kısıtlamaların yanı sıra eğitim, bilinçlendirme ve sosyal medya platformlarının düzenlenmesine yönelik daha dengeli bir yaklaşım benimsenmeli. Böyle bir yaklaşım, yasaklara bağlı gerilimleri azaltırken, çocukların dijital dünyada daha güvenli ve bilinçli hareket etmelerine olanak tanır. Çin, Fransa ve İngiltere gibi ülkelerde sosyal medya kullanımının ebeveyn iznine bağlanması, Türkiye'deki aile yapısıyla uyumlu bir yaklaşım olabilir. Mesela Çin ve Güney Kore'de olduğu gibi gece saatlerinde cihaz kullanımını yasaklamak çocukların uyku düzenlerini korumak ve bağımlılığı önlemek açısından etkili bir model olabilir."
strong class'read-more-detail'Haberin DevamıBU SORUNLARA DİKKAT
Prof. Özen, sosyal medyanın çocuklar için fırsatlar sunduğunu, ancak yanlış veya kontrolsüz kullanımın ciddi riskler doğurduğunu belirtiyor:
1) Kıyaslama ve düşük benlik saygısı: Çocuklar, sosyal medyada gördükleri idealize edilmiş yaşamlarla kendilerini kıyaslayarak depresyon ve kaygı gibi sorunlar yaşayabiliyor.
2) Dijital zorbalık: Çevrimiçi zorbalık, tehdit, alay veya dışlanma gibi davranışlarla çocukların sosyal medya deneyimi olumsuz etkilenebiliyor.
3) Bağımlılık ve uyku bozuklukları: Sosyal medyanın aşırı kullanımı çocuklarda bağımlılığa yol açabiliyor ve uyku düzenlerini bozabiliyor.
4) Güvenlik sorunları: Kimlik hırsızlığı, uygunsuz içeriklerle karşılaşma ve yabancılar tarafından istismar gibi riskler de çocukların dijital dünyada karşı karşıya kalabileceği tehditler arasında.
NE YAPMALI
strong class'read-more-detail'Haberin Devamı"Sadece yasaklarla çocukları sosyal medyanın olumsuz etkilerinden korumak mümkün değil. Çocuklara sosyal medyanın hem pozitif hem de negatif yönleri olduğuna yönelik bilinç kazandırılmalı. Bunu şu noktalara dikkat ederek yapmak mümkün:

139