Mukaddesatla alay etmek ne zamandan beri mizah oldu

Bizim köklü medeniyet tasavvurumuzda, ticaretin ve esnafın ahlâkını denetleyenlerin en çok dikkat ettiği husus terazilerdi... Eğer bir tüccarın tezgâhında iki farklı dirhem bulunursa; yani alırken ağır, satarken hafif çeken hileli bir terazi kullanıyorsa, o kişi sadece mal çalmış sayılmaz, toplumun güvenini ve medeniyetin ahlâkını da gabetmiş kabul edilirdi.

Büyük bir mütefekkirimiz medeniyetimizin bu ince ruh mimarisini anlatırken, bir cemiyetin çöküşünün, insanların kalbindeki kıymet hükümleri terazisinin bozulmasıyla başladığını söyler...

Kendi menfaatine ve nefsine gelince pamuk gibi yumuşak, başkasının hakkına ve mukaddesatına gelince kurşun gibi ağır çeken o bozuk terazi, aslında devasa bir şahsiyet ve irfan buhranının habercisidir...

Bugün siyaset ve medya sahnesinde tanık olduğumuz tablo, tam da büyüklerimizin tarif ettiği bu bozuk terazi ahlâkının ta kendisidir!..

Son günlerde, komedyen Deniz Göktaş isimli şahsın, bu toprakların can mayası, varlık sebebimiz ve başımızın tacı olan Kelâmullah'ı seviyesiz bir sahne sululuğuna meze etme cüretine ve İslamî değerleri ucuz, ateizm temelli bir şov malzemesi yapmasına şahit olduk.

Ancak asıl ibretlik olan, bu hadsizliğe karşı CHP, DEM Parti ve Müsavat Dervişoğlu gibi solun yörüngesine girmiş isimlerin takındığı o tanıdık, ikiyüzlü tavırdır.

Bu çevreler, "Deniz Göktaş'ın İslâm'a yönelik saygısız ifadelerini tasvip etmiyoruz; ancak mizah kapsamında yapılan eleştiriler ifade özgürlüğü çerçevesinde kalmalıdır" gibi asgari bir demokratik duruşu bile sergilemekten imtina ettiler.

Bunun yerine, mukaddesata yapılan bu çirkin saldırıyı âdeta bağırlarına basarak, açıkça destekleyen bir tutum içine girdiler.

İşte tam bu noktada, o siyasi tüccarların hileli terazisi devreye giriyor. Türkiye'de sol ve seküler siyasetin yıllardır en iyi bildiği "oyun" bu çünkü... Kendi ideolojik alanlarına, kendi dogmalarına veya siyasi istismar kapılarına en ufak bir dokunuş olduğunda ortalığı ayağa kaldırmak; lakin inancına mesafeli oldukları Müslümanların değerlerine saldırıldığında aniden "özgürlük ve demokrasi" havarisi kesilmek...

Bu çifte standardı, bu riyakârlığı görmek için uzağa gitmeye gerek yok. Yıllarca istismar ettikleri Alevilik üzerinden bir espri yapıldığında takındıkları tavır ile, İslam'a saldırıldığında takındıkları tavır arasındaki uçurum her şeyi özetlemektedir. Zaten en büyük sosyolojik garabetleri de, Hazreti Ali'yi ve Horasan Erenlerini İslam'dan kopuk, kültürel bir folklorik öge gibi sunmaya çalışmalarıdır.

Gelin, terazinin nasıl hileli tarttığını bizzat kendi sözleriyle hatırlayalım.

"Ben de Aleviyim" diyerek stand-up gösterisi yapan Pınar Fidan, Alevilerin yaşadıklarını mizah konusu yaptığında, bugün Deniz Göktaş'a siper olanlar âdeta bir linç korosu oluşturmuştu.

Ali Mahir Başarır: (Pınar Fidan için) "Bunun adı 'mizah' olamaz! Bu utanmazlık! Bu rezillik! Bu ahlâksızlık! Videoda atılan her kahkahada bir kere daha utandım! Pınar Fidan gibi böylesi zavallı zihniyetlere yazıklar olsun!"

(Deniz Göktaş için): "Mizahtan, kahkahadan korkuyorlar! Hakaret sayıyorlar! (...) Bu çelişki bile tek başına hukukun nasıl keyfîleştirildiğini gösteriyor."

Tolga Sağ: (Pınar Fidan için): "Bu soytarıyı iyi tanıyın. Adı Pınar Fidan. Ağzından pislik dökülüyor, aşağılık esprilerini komik sanıyor."

(Deniz Göktaş için): "(Deniz kardeşim; yanındayız demek bir klişeye dönüştü artık ama inan ki yanındayız."

Pınar Fidan olayında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, haklı ve hızlı bir refleksle "Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik" suçundan anında soruşturma başlatmıştı. Ancak konu yüce kitabımız Kur'ân-ı kerim olunca ve adalet aynı şekilde işleyince, Özgür Özel çıkıp "Şakadan anlamayan, ifade özgürlüğüne tahammül edemeyen bir anlayış var karşımızda" diyebilmektedir.

Kendi kutsallarına en küçük bir eleştiriyi dahi linç kampanyasına dönüştürenler, milletin inançlarına, değerlerine ve ortak hafızasına yönelen hakaretleri ise ifade özgürlüğü kisvesi altında meşrulaştırmaya çalışıyorlar.