Devlet aklının tarihîeşiği ve Terörsüz Türkiye

Küresel sistemin çok kutuplu bir belirsizliğe evrildiği, Orta Doğu'da sınırların ve güç dengelerinin kanla yeniden çizilmek istendiği tarihî bir kesitten geçiyoruz. İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana karşılaşılan en riskli çatışma dinamiklerinden biri olan ABD-İran-İsrail gerilimi, bölgeyi topyekûn bir istikrarsızlık girdabına sürüklüyor.

Karşımızda rasyonel bir devlet aklından ziyade; İsrail'in Gazze'de yürüttüğü soykırım politikalarıyla, Lübnan'a sıçrayan bu çatışmalarla sürekli el yükselten ve ulusal güvenliğini komşularının yıkımında gören radikal bir katliam şebekesi var.

Küresel emperyalizmin bölgedeki en kullanışlı aparatı olan terör örgütleri ise Türkiye'yi bu ateş çemberinin içine çekmek, enerjisini içeride tüketmek için pusuda beklemektedir...

İşte Türkiye, tam da bu kaosun ortasında, hem basiretli dış politikasıyla asimetrik krizleri yönetiyor hem de içeride kırk yıllık terör kamburunu sırtından indirerek sarsılmaz bir iç cephe inşa ediyor.

Bu doğrultuda yürütülen ve 22 aylık zaman diliminde çok kritik direnç testlerinden başarıyla geçen Terörsüz Türkiye vizyonu, alelade bir siyasi hamle ya da konjonktürel bir düzenleme asla değildir....

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli'nin 22 Ekim'deki o tarihî çağrısının arkasındaki asıl büyük motivasyon, sınır ötesinde kaynayan bu fitne kazanları ve Orta Doğu'yu esir alan kanlı jeopolitik denklemdi. O gün kürsüden yükselen o cesur ses, sadece iç siyasete yönelik sığ bir çağrı değil; yaklaşan küresel fırtınayı çok önceden gören, sezen ve bu fırtınaya karşı devletin bağışıklık sistemini tahkim etmek isteyen bir Devlet Aklı refleksiydi.

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli'nin o tarihî kesitte sergilediği sarsılmaz ve asil irade, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın celadetli, vizyoner ve kararlı duruşuyla karışıp birleşerek, Cumhur İttifakı'nın şahsında çelikten bir millî vahdete dönüşmüştür. Bu kenetlenme, alelade bir siyasî mutabakatın çok ötesinde; maziden atiye uzanan köklü bir devlet ruhunun ve bu toprakların ebedî huzur davasının tek bir ortak iradede buluşmasıdır.

Bugün gelinen noktada bu ortak duruş, Türkiye'nin önündeki en büyük iç güvenlik tehdidini tamamen tasfiye etme kararlılığıyla âdeta tarih yazmaktadır.

Çünkü dışarıdaki yangının içeriye sıçramasını engellemenin tek bir yolu vardı; iç cepheyi tamamen birleştirmek.

Sınırımızın hemen ötesinde, Suriye'nin kuzeyinde yaşanan gelişmeler ve Suriye Cumhurbaşkanı Sayın Şara'nın kuşatıcı, yapıcı yaklaşımıyla 13,5 yıllık iç savaşın ardından sağlanan entegrasyon süreci, terör örgütünün bölgedeki lojistik ve coğrafi zeminini büyük ölçüde yok etmiştir.

Bölgesel dinamikler bu denli lehimize dönerken, içeride terörün tasfiyesini yasal bir zemine oturtmak, Türkiye'yi küresel krizler karşısında asimetrik bir avantaja kavuşturmuştur.

Böylece Türkler, Kürtler, Araplar ve Farslar üzerinde oynanmak istenen o büyük, asırlık oyun, Cumhur İttifakı'nın bu basiretli hamlesiyle tamamen bozulmuştur.

Bu aziz topraklarda atılan her adımın, alınan her kararın meşruiyet zemini, canını bu vatan için feda eden aziz şehitlerimizin hatırasıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, emniyet güçlerimizin ve korucularımızın yarım asra yaklaşan o destansı mücadelesi, terörü askerî olarak bitme noktasına getirmiştir.

Kahraman Mehmetçiğimizin sahada kanıyla, canıyla kazandığı bu muazzam zaferin, artık siyasi ve yasal bir neticeyle taçlandırılması, devlet olmanın ve şehitlerimize olan vefa borcumuzun en aslî gereğidir.

Terörle mücadele sadece bir güvenlik konsepti değil, aynı zamanda ülkenin geleceğini kurtarma mücadelesidir. Şehitlerimizin kanı yerde kalmamıştır ve onların açtığı güvenli yoldan yürüyerek, bu meseleyi bir daha açılmamak üzere tarihin çöplüğüne gömmek, bu dönemin liderliğine nasip olan tarihî bir sorumluluktur.

Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan'ın son grup konuşmasında muhalefete yaptığı tarihî Yenikapı Ruhu