Kadın ve Hayat Dengesi

Çalışan kadın hayatın her cephesinde denge kuruyor ama kendini en sona koyarsa, bu dengenin temelinde sadece fedakarlık mı yoksa özgüvensizlik mi yatıyor?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, çalışan kadının ev, aile ve iş arasında kurduğu görünmez dengeyi ve bu süreçte kendini unutması problematik durumunu ele alıyor. Yazar bu durumun kaynağını toplumsal beklentilerde ve kadının kendi ihtiyaçlarını ertelemesinde görüyor. Peki, kadının kendine yaslanmayı öğrenmesi yeterli mi, yoksa toplumsal yapıların da kökten değişmesi gerekmiyor mu?

Sanki iki ayrı dünyanın tam ortasında yürüyen bir denge ustası gibidir kadın Çalışan kadının dengede kalma mücadelesinden bahsediyorum...

İnce bir çizginin üzerinde, düşmeden, durmadan, çoğu zaman da fark edilmeden yürür.

Bir elinde evin sorumluluğu vardır, bir elinde işin. Kalbinde toplumun.

Ekmek kokan mutfaklar, telaşla toparlanan odalar, gece yarısı ateşi yükselen bir çocuğun alnında gezinen endişeli bir el...

Diğer elinde ise kalbinin inceliği...

Kırılmamayı değil, kırıldığında bile kimseyi incitmemeyi seçen bir zarafet. İnci tenler inci(trenleri) bile incitemezler.

Kadının taşıdığı şey sadece iş değildir, sadece sorumluluk hiç değildir.

O, görünmeyen bir düzenin kurucusudur.

Bir evin içindeki sessiz ahenk, bir çocuğun gözündeki güven, bir sofranın etrafındaki huzurdur.

Bunların hiçbiri tesadüf değildir. Onun yaptıkları çoğu zaman "olması gereken" diye görülür, ama onun yorulduğu yerler kimsenin dikkatini çekmez.

Omuzlarına konan sorumluluklar çoğu zaman görünmezdir.

Yemek yapılır, ev toplanır, çocuk büyür, iş yetişir...

Zaman akar, gün biter, ertesi gün yeniden başlar.

Ama kimse o yükün ağırlığını ölçemez.

Çünkü kadın, yükünü tartıya koymaz, kalbine koyar.

Ve kalbin terazisi, dünyanın hiçbir ölçüsüne benzemez.

Her gün kendinden eksilir. Uykusundan, hayallerinden, ertelediği bir kitaptan, yazması gereken bir yazıdan.

Yamak isteyip de "şimdi değil" dediği o küçük mutluluklardan...

Her gün nicelerine çoğalır. Bir gülüş olur, bir omuz olur, bir sabır olur.

Hayat dengesi dediğimiz şey, kadın için düz bir çizgi değildir.

Bir matematik problemi gibi çözülmez.

Bazen bir ip cambazı gibi yürür hayatın üzerinde. Rüzgâr çıkar, dengesini kaybeder gibi olur. Ama düşmez.

Çünkü düşerse sadece kendisi değil, kurduğu bütün dünya sarsılacaktır.

Tüm varlığıyla öğretir kadın... Hayatı, sabrı, sevgiyi, direnci.

Bir yanıyla da öğrenir...

Kırılmamayı, toparlanmayı, susmayı, yeniden başlamayı.

Güçlü görünür. Herkes onun güçlü olduğunu da söyler. Gücünü kendini zayıflatmasına izin vermeden yol alması gerekir.

O gücün içinde ince bir yorgunluk saklıdır. Kimsenin görmediği,

kendine bile itiraf etmeyi ertelediği bir yorgunluk...

Bazen bir sandalyeye oturup hiçbir şey yapmadan durmak ister.

Ama tam o anda aklına bir eksik gelir.

Bir çorbanın tuzu,

bir çocuğun ödevi,

yarına yetişmesi gereken bir iş

İş yerinden bir talep veya...

Ve yine kalkar.

Kadın her şeyi yapmak zorunda olmasa da duramaz. Çünkü hayat, çoğu zaman ona bunu hissettirir, her şeyi yapabilen tek kişi de odur.

İşte bu yüzden denge, onun için bir tercih değil,bir hayatta kalma, düzeni sağlama sanatıdır.

Ama bu sanatın en zor kısmı ise