İkinci Trump döneminin düsturu bu. "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesinin tam tersi.
Bir devlet adamı ile tiran arasındaki farkın da ölçüsü aynı zamanda.
"Tiran" tespiti naçizane benim değil. MAGA'cı olmayan çok analistin görüşü bu yönde.
Muhalifleri bırakın, Cumhuriyetçi Parti'nin Irak savaşı mimarları bile, bu geri savruluşa parmak basmaktan kaçınmıyor.
2000'lerin başında ABD'nin büyük hegemonya projesinin temel hatlarını belirleyen "Project for New American Century/Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi" kurucularından Bill Kristol örneğin.
Trump otoriterleşmesini açıkça tenkit etmekten kaçınmıyor, "Bunun adı rejimdir" diyor: "Trump gangster gibi ülkeyi halka dehşet salarak yönetiyor. Dış politikada devreye soktuğu yöntemler de farklı değil. Özgür seçimlerin geleceği bundan böyle tehlikede. Dünya kaosun eşiğinde."
İMPARATOR OLMAK İSTİYORBush döneminin ağa babaları sayılan "Yeni Amerikan Yüzyılı"cılar (YAY) da vaktiyle gerçi matah değildi. Ama liberal düzenin kurallarına, şeklen de olsa BM gibi uluslararası düzenin kurumlarına bağlıydılar.
YAY'ın en ünlü kurucularından, Robert Kagan da tıpkı Kristol gibi bugün, "Kolayına özgür seçim olmaz" diyerek devam ediyor:
"Minnesota gerilimi girizgâh. Yapılmak istenen akabinde Insurrection Act/Başkaldırı Yasası'nı devreye sokmak ki, bu, sandığı baskı altına almakla eşanlamlı. Venezuela çıkartması, iç politikanın militerleşmesi için kullanıldı. Trump, güzellediği militer güçleri, bundan böyle içerde de kullanmak istiyor."
Bitmedi.
"Trump'ın dış politikası, iç politikanın bir uzantısı. (Kanada Başbakanı) Mark Carney Davos'ta uluslararası düzende 'kopuş'a dikkat çekti. Evet liberal düzen bitti. Trump'ın artık tek arzusu şanının yürümesi ve de para. Dünyanın imparatoru olmak istiyor."
Yeni yıla girerken yaşadığımız Venezuela işgali unutuldu bile.
Ocağın ikinci yarısını da Davos ve Grönland türbülansı ile geçirdik.
Şubata, Trump "İran'a operasyon yapar mı Yapmaz mı" falı ile giriyoruz.
Latin Amerika'dan Arktik sularına, gerisin geriye Ortadoğu'da İran'a... Harita acaba ne zaman, nereden yırtılacak diye yürek ağızda izliyoruz.
İ BASKI DA TIRMANIYORGeride bıraktığımız haftayı dünya politikasında dönüm noktasına dönüştüren olay; ABD'nin, Avrupalı ortaklarını "vasala dönüştüren" Davos toplantısı olmuştu.
Bu haftanın yol ayrımı ise 2026 başından bu yana ABD'de 8 kişinin yaşamına mal olan Minnesota eyaletinin başkenti Minneapolis direnişinin aldığı ivme oldu.
Öyle ki Bruce Springsteen "Streets of Minneapolis/Minneapolis sokakları" diye bir ağıt bile yazdı.
"26 kışında, Minneapolis sokaklarında ölenlerin isimlerini hatırlayacağız" diyor Springsteen'in ağıdı.
Sade karlarla kaplı Minneapolis sokaklarına dökülen kanlar değil, Trump'ın keskin bir silah haline getirdiği yargı üzerinden siyasi rakipleri ve gazetecilere dayattığı baskı da 2026 Ocak'ında hızlandırılan bir tırmanışa girdi.
Türkçede buna "yargının siyasallaştırılması" diyoruz. ABD'de "yargının ve adalet bakanlığının silaha dönüştürülmesi" tabiri yeğleniyor.
"Adalet bakanlığının silaha dönüştürülmesi"nin son örneğini, (Trump'ın eski avukatı!) Adalet Bakanı Pam Bondi'nin talimatıyla tutuklanan CNN'in en ünlü eski gazetecilerinden Don Lemon olayında gördük.

7