Yazı, Kahramanmaraş'taki okul saldırısını pandemi ve deprem sonrası eğitim kesintisinin yarattığı yabancılaşma ile bağlantılandırarak, saldırganın manifestosunun 'yalnızlık' temasını uluslararası okul saldırıları araştırmalarıyla karşılaştırıyor. Psikolojik sorunların yerine sosyal faktörlere ve ebeveyn sorumluluğuna vurgu yaparak, yalnızca güvenlik önlemleriyle değil toplumsal farkındalık arttırılmasıyla çözüm bulunabileceğini öne sürüyor. Peki, bireysel patoloji ile sosyal koşullar arasındaki sınırı belirleyen ne olmalıdır?
On bir yaşında küçücük çocuklar...
En güvende hissettikleri okul sıraları arasında, kendilerini poligondaki hedef tahtasına çevirip "kafalarını hedefleyen" bir başka öğrenci tarafından vuruldu.
Şiddetin her yerde kol gezdiği ülkemiz için bile bu sahne çok korkunç. Tüyler ürpertici. Kendi evimin kapısın önünde sekiz yıl önce kalaşnikofla mafya babaları tarandığında bile bu kerte sarsılmamıştım.
Artık bu başka bir boyut.
"Level atlamak" diyorlar ya... Şiddet burada "level atladı". Ve okulu kana buladı.
Okula kan bulaştıran şiddet herhangi bir yerde, sokaktaki şiddet gibi değil.
Hayata yeni giren çocukların en yakın bağlarını, arkadaşları ve öğretmenleriyle olan sevgi, güven ilişkilerini hedef alıyor.
Okul saldırılarının bilançoları bu nedenle yalnız acı kayıplarla değil, geride kalanların -ömür boyu süren- travmalarıyla da ölçülüyor.
Ülke olarak elbette ki şoka uğradık. Ama Ayser alık Ortaokulu'nun yaraları çok ağır.
Beşinci sınıftan Fatma İkra am -misal- "Yaşananlar rüyalarıma giriyor" diyerek anlatıyor ve "okula gitmek istemediğini" söylüyor.
Büyük ihtimal bu okul bir daha kapılarını hiç açamayacak. Yalnız Kahramanmaraş mı
Türkiye genelinde eğitim çok yerde kesintiye uğradı. Veliler çocuklarını okula göndermedi. Gönderen kâbus yaşadı. Ve yaşıyor.
Özellikle Kahramanmaraş gibi, pandeminin üstüne bir de deprem yaşamış; bu nedenle eğitim süreci uzun yıllar aksamış bir il için bu saldırı, üçüncü ağır darbe oluyor.
İsa Aras'ın babası Uğur Mersinli ifadesinde; "Oğlum İsa, sekiz senede toplam üç yıl okula gidebildi. ünkü eğitim döneminin bir kısmı pandemi, bir kısmı deprem dönemine denk geldi" diyor.
İfadesinin en kritik cümlelerinden birisi bu.
Okul saldırıları üzerindeki araştırmalar, pandeminin ardından-yalnızlaşma ve ağır dijitalleşme sebebiylebu tip saldırıların büsbütün tetiklendiğini ortaya koyuyor.
'SİLAH NAMUSTUR' EĞİTİMİSekiz yılda yalnız üç yılı okul sıralarında geçirmek ne demek
Tam bir yabanileşme/ yabancılaşma bileti. Hele de kimlik kargaşanız ve uyum sorunlarınız varsa.
Okul sadece bilgi veren bir müessese değil. Aynı zamanda çocuklara "toplumu", sosyalleşmeyi, sınır çizmeyi ve sınırları öğreten bir yer.
İsa Aras Mersinli bu eğitimden tümüyle yoksun kalmış. Üstelik evdeki ilişkileri sorunlu. Annebaba kendisi üzerinde otorite kuramamış. 14 yaşındaki ergen, sanal dünyanın karadeliklerinde yitip gitmiş. Rol modeli olması gereken babadan da yalnız "Silah namustur" eğitimi almış.
ABD'den sonra 2000'lerde Avrupa da da yayılmaya başlayan okul saldırıları üzerinde yapılan çalışmalardan çıkarılan "saldırgan şablonu", İsa Aras profiline "cuk", tıpatıp oturuyor.
1. Bir defa hemen hepsi erkek. Okul tarayan kız yok.
2. oğu evlerinde silah bulunan, silaha kolay erişen çocuklar.
3. İnsan ve çevreyle ilişkilerinde hepsi de sorunlu çocuklar.
4. Psikolojik, özellikle de yalnızlık sorunu olan, zorbalanan ve bu sebeple çevreye "öfke" duyan tipler.
5. Ancak kontrol edilemez bir tanınmak ve bilinmek hırsı taşıyorlar.
İsa Aras Mersinli'nin vakasında bu özelliklerin tümünü görüyoruz.
Saldırgan, saldırı öncesinde yazdığı manifestosunda "Hep yalnızım" diyor:

3